Tag: turkish

Selber Machen(Kendin Yap) Konferansı Ve 1 Mayıs

1.Mai 2017 Oplatz

1 Mayıs arefesine denk gelen hafta sonunda, Selber Machen(Kendin Yap) adlı konferans düzenlendi. Mülteci Hareketi olarak biz de bu konferansta standımız ve panelimizle yer aldık. Üç gün süren koferansa katılım oldukça kalabalıktı. Panellerde insanlar oturacak yer bulamadı. Yer bulamayan insanlar koridorlarda dinlediler paneli. Radyo sistemiyle konferans; Almanca, İngilizce ve Yunanca’ya tercüme edildi. Örgütlenme deneyimleri, kadın sorunu, Rojava deneyimi üzerine birçok ülkeden ve hareketten paneller sunuldu.

Konfaransın son gününün ilk panelini biz sunduk. Mülteci hareketi adına üç kişi sunduk paneli. Mülteci Harketimizden, Enternasyonal Kadın Komitesi’ni temsil eden arkadaşımız, destekçiler ve hareketlerdeki erkek egemenliği sorunu üzerine konuşma yaptı. Hareketteki erkek egemenliğini kırmak için kadınlar başından beri kendi kararlarını kendileri verdiler ve kendi örgütlenme modellerini kendileri gerçekleştirdiler. İşgal ettiğimiz eski okul binası olan Ohlauer okulunda sadece kandı hareketinin kullacağı bir mekan kurmuşlardı. Kadın arkadaşımnız bu deneyimlerde yaşanan sorunlar ve çözüm yöntemlerine ilişkin deneyimleri anlattı. Destekçilerin oturum sorunlarının olmaması ve eylemlerde cezaya konu olan durumlarda mültecilerle, destekçiler arasındaki eşitsiz duruma dikkat çekti.

Biz de direniş deneyimlerimiz ışığında “Avurapa Devrimciliği Hobi Devrimciliğidir” analizimiz üzerine yaptık panelimizi. Avrupa’da yaşayan yuttaşların belli bir yaşam statüsü olması ayrıca emperyalist sistemlerin sömürgelerinden ve silah ticaretinden elde ettiği karın bir bölümüyle yurttaşlarına sus payı vermesinin insanları nasıl kapitalizm karşıtı mücadelede pasifize ettiğini açıkladık. Avrupa’daki muhalif hareketin kapitalizm karsına nasıl bir altarnatifin örüleceği konusunda yaşadıkları kafa karışıklığı, bunun tarihsel arka planı örneklemelerle açıklandı. Panelimiz oldukça canlı bir atmosferde geçti ve ilginç sorular yöneltildi. “Hobi Devrimcilği” tespitimiz büyük oranda kabul gördü. İzleyiciler arasından bu pozisyonun nasıl aşılacağı üzerine sorular yöneltildi.

Konferans sırasında, aynı zamanda 1 Mayıs eylemleri için teknik hazırlaklarımızı gerçekleştirdik. Yumruk sembolümüzün yer aldığı Daily Resistance gazetemizin logosunu baskı tekniğiyle bezlere aktardık. Birçok bayrak ve üzerinde “1 Mai Haisst Wiederstand(1 Mayıs Direniş Demektir)” yazılı pankartımızı hazırladık.

1 Mayıs günü, hareketimizin direniş mekanı olarak belleklerde yerini alan Oranienplatz’da protest müzik grupları sahne aldı. Daily Resistenca adlı yedi dilde yayınlamakta olduğumuz gazetemiz ve Movement Magazine adlı dergimizle stand açtık. Alandaki tek politik stand bizimdi. Diğer standlarda daha çok köfte ve sucuk satışı vardı.

1. Mai 2017 Oplatz

Sahneden yaptığımız 1 Mayıs konuşmasında, 1 Mayıs’ın sadece yeme, içme ve eylenme günü olmadığını, 1 Mayıs’ın kazanılması işçi sınıfının bedel ödeyen mücadelesi sayesinde olduğu gerçekliğini vurguladık.

1 Mayıs’ın festival havasından çıkıp devrimci özüne uygun olarak gerçekleştirilmesi için her yıl Berlin Kreuzberg’te “Devrimci 1 Mayıs” eylemleri oluyor. Sendikaların düzenlediği etkinliklerden farklı olarak düzenlenen bu eylemlere biz de her sene Mülteci Hareketi olarak katılıyoruz. Bayrak ve pankartlarımızla yer aldığımız devrimci 1 Mayıs eylemlerinde, Oranienplatz’da bu sene ayrıca semboluk çadırlar açtık ve “O-platz Yeniden Politik Mekan” yazılı büyük bir pankart açtık.

Devrimci 1 Mayıs yürüyüşü Pannier caddesine geldiğinde polis saldırısına uğradı. Bu eylemde izin alınmamıştı, Pannier caddesine kadar herhangi bir müdehalede bulunmayan polis, bu caddede aniden saldırıya geçti ve şiddet uyguladı.

Yürüyüş saatine kadar başında beklediğimiz standımızı ziyaret eden insanlarla ilginç diyaloglar gerçekleşti. Dünyanın değişik yerinden insanlar “burada ne yapıyorsunuz” diye sordular. Bugün 1 Mayıs, eylemler yapıyoruz cevabımız üzerine; “niye 1 Mayıs’ta ne olmuş ki” biçiminde sorulara devam ettiler. İnsanların bir kısmının 1 Mayıs’ın anlamı ve tarihi üzerine bilgi sahibi olmadığını gözlemledik. İnsanlar 1 Mayıs’ta sadece eylenmek için sokaklarda dolaşıyorlar ve rutin işleyen bu durum bir bellek yitimine yol açıyor, sömürü sistemi de bu sayede rahatça hükmünü sürdürüyor. Bu durum sömürü sistemini hoşnut ediyor doğal olarak. 1 Mayıs’ın, işçi sınıfı ve emekçilerin enternasyonul mücadele günü olduğu vurgusunu öne çıkartma ısrarımıza devam edeceğiz.

Yaşasın İnsanlaşma Ve Ortaklaşma Mücadelemiz.

2 Mayıs 2017

Turgay Ulu

Berlin

8th March International Women*s Struggle Demo Berlin 16:30, Warschauerstr.

8th March International Women*s Struggle Demo Berlin

Polnish

Spanish

English

Hebrew

Serbo-Croatian

French

German

Persian

Turkish

Arabic

القوة لجميع النساء***

ندعو جميع النساء* للمشاركة بالمظاهرة النسائية العالمية في تاريخ 8 مارس 2017

في تمام الساعة 16:30 في شارع Warschauer strasse في زاوية شارع Revaler strasse حتى الساعة 18:00 حيث سنكون في Oranienplatz

نحن نتمرد ضد النظام!

نحن نناضل ونرتب عملنا وحياتنا.

نحن ندافع عن أنفسنا ضد استغلال أجسادنا.

نحن نتحرك ونحشد أنفسنا من أجل العدالة الاجتماعية والسياسية

كما فعلنا دوماً!

نحن لن نقبل بأن نستعمل كأداة لإضفاء الشرعية على العنصرية من قبل الدولة والمجتمع. لقد شهدنا في ليلة رأس السنة هذه كيف في قلب أوروبا، في كاتدرائية كولونيا، كان هنالك نظام فصل عنصري – تحت ذريعة حماية النساء*. نحن نقاتل ضد هذا التلاعب، ولن نقبل أن يتم التلاعب بنا ضد أخواتنا* واخواننا*.

نحن نتظاهر ضد كل شكل من أشكال القمع الممارس من قبل هذا النظام الذكوري، والذي يتسبب بالاستغلال، الفقر، الحروب، الهروب، والعنف. نحن نتضامن ونتعاون ونناضل سويةً.

ان الرأسمالية تعتمد على الاعتماد الاقتصادي للنساء* وعلى أعمالهن الغير مدفوعة الأجر، الغير حرة والغير معترف بها. بغض النظر عن فرص العمل البائسة المتوفرة – القانونية أو غير القانونية – تجد النساء* دائماً في أسوأ الظروف. ليس هناك حرية للنساء* في هذا النظام. ان سيادة/التفوق الأبيض تغني نفسها من خلال العنصرية والامتيازات الطبقية. ان حركتنا النسوية* تنادي بالمساواة والعدالة بين جميع الأجناس والأعراق والطبقات!

نحن ننظم أنفسنا ضد الاستغلال الرأسمالي وضد النظام الامبريالي، الذي يهدف إلى الربح عن طريق اسكاتنا، وندعوكم الى التظاهر.

إن النساء* في الحرب، يهربون ويعبرون طرق الهرب، معرضون لاعتداءات إضافية كنساء*. في المخيمات، المعتقلات، في المحاكم وعند السلطات، تقع النساء* ضحية العنف الجنسي من قبل الشرطة والدولة. ان الاغتصاب يستخدم كسلاح في الحرب وكوسيلة للتعذيب. ان النساء* تحاربن في كل مكان، انهن يحاربن في أصغر وحدة سياسية ضمن الأسرة، وتقاومن بانتظام.

نحن ننظم أنفسنا ضد العنف الجنسي، الذي يمارس اما من قبل المجتمع الرأسمالي الاستغلالي أو من قبل الأنظمة الديكتاتورية.

ان جسد النساء* يختطف، يستعبد، يباع، يستغل ويستعمر. نحن ندعو بشكل عاجل لإنهاء حالات قتل النساء* وإنهاء جرائم الكراهية ضد النساء* المتحولين جنسياً.

ان النساء* تقاومن في جميع أنحاء العالم. ان غضبنا ومقاومتنا الجماعية، أحلامنا وأمانينا تعزز نضالنا العالمي النسوي*.

لنذهب سويةً في الطرقات في 8 مارس، في اليوم العالمي للنضال النسوي*، ولنتظاهر سويةً!
**عندما نكتب كلمة النساء* نحن نعني: النساء، المثليات، المتحولات جنسياً* والخنثى الأنثوية*

Cała władza w ręce kobiet*

Cała władza w ręce kobiet*

Wezwanie do udziału w demonstracji z okazji Międzynarodowego Dnia Kobiet*.

8 marca 2017, godz.16:30 Warschauer Str. (róg Revaler Str.) – 18:00 Oranienplatz

Buntujemy się przeciwko systemowi!

Organizujemy się w walce o naszą pracę i nasze życie.

Bronimy naszych ciał przed wyzyskiem.

Mobilizujemy się w imię społecznej i politycznej sprawiedliwości.

Tak jak to robiłyśmy zawsze?

Nie pozwalamy, aby pod pretekstem ochrony kobiet legitymizowany był państwowy i społeczny rasizm. W Sylwestra tego roku widziałyśmy, jak pod pretekstem ochrony kobiet w Katedrze w Kolonii, w samym sercu Europy, wprowadzono apartheid. Sprzeciwiamy się tego rodzaju manipulacji i nie damy się wykorzystywać przeciwko naszym siostrom* i braciom*.

Sprzymierzamy się przeciwko wszelkim formom opresji wynikającym z systemu patriarchalnego, ustanawianego przy pomocy wyzysku, biedy, przemocy i wojen, które zmuszają ludzi do uchodźstwa. Solidarnie podajemy sobie ręce i wspólnie walczymy.

Kapitalizm opiera się na ekonomicznej zależności kobiet, ich niezauważanej, nieopłacanej i przymusowej pracy. Niezależnie od tego, czy legalnie, czy nie, kobiety zawsze pracują na gorszych warunkach. W tym systemie wyzwolenie kobiet nie jest możliwe. Biała dominacja opiera się na rasizmie i przywilejach klasowych. Nasz feminizm bazuje na sprawiedliwości genderowej, rasowej i klasowej!

Organizujemy się przeciwko eksploatacji w ramach systemu kapitalistycznego i imperializmu, które usiłują zmusić nas do milczenia. Ich okupione krwią zyski powinny spotkać się z PROTESTEM.

Ze względu na swoją płeć, kobiety* są bardziej narażone na przemoc podczas wojny i w sytuacji ucieczki do innego kraju. Muszą mierzyć się z przemocą na tle seksualnym ze strony policji i organów władzy w obozach dla uchodźców, więzieniach, instytucjach porządku publicznego oraz sądach. Gwałt jest narzędziem tortur i bronią stosowaną podczas wojen. Kobiety* walczą wszędzie, począwszy od walki w obrębie własnych rodzin, na uczestnictwie w zorganizowanych ruchach oporu kończąc.

Organizujemy się wobec seksistowskiej przemocy, niezależnie od tego, czy jest ona narzędziem systemu kapitalistycznego, czy reżimów autorytarnych.

Kobiece ciało jest zawłaszczane, zniewalane, sprzedawane i kolonizowane. Domagamy się natychmiastowego wstrzymania zabójstw kobiet oraz przestępstw z nienawiści przeciwko trans*kobietom.
Kobiety* na całym świecie, buntujcie się! Nasz masowy sprzeciw, nasze marzenia oraz siła wzmacniają międzynarodowy protest kobiet*.

Wyjdźmy na ulice 8 marca w Międzynarodowym Dniu Kobiet*.

* Kiedy piszemy kobiety*, mamy na myśli: KLTI* KobietyLesbijkiTrans*Inter*

Todo Poder às Mulheres* **
 
Todo Poder às Mulheres* **
Chamada para a manifestação da Luta Internacional das Mulheres*, no dia 8 de março de 2017, às 16:30 na Warschauer Str. , equina com a Revaler Str. – 18:00 Oranienplatz – Berlim
Nós nos rebelamos contra o sistema!
Nós lutamos e organizamos nosso trabalho e nossas vidas
Nós nos defendemos contra a exploração dos nossos corpos.
Nós nos mobilizamos por justiça social e política.
Como sempre fizemos!
Nós não seremos instrumentalizadas para legitimar o racismo social e de Estado. No último Ano Novo, testemunhamos a forma como, no coração da Europa, na Catedral de Colônia, um sistema de apartheid foi criado – sob o pretexto de proteger mulheres*. Nós lutamos contra essa manipulação e não aceitamos esse jogo que tenta nos jogar contra as nossas irmãs* e os nossos irmãos*.
Nós somos contra todas as formas de opressão do sistema patriarcal, que provoca exploração, pobreza, guerra, fugas e violência. Nós nos unimos em solidariedade e lutamos juntas.
Capitalismo se baseia na dependência econômica das mulheres* e no trabalho não remunerado, aprisionador e não reconhecido. Não importa quão precárias as oportunidades de trabalho – legais ou ilegais -, mulheres sempre estão sujeitas às piores condições. Não existe libertação para as mulheres nesse sistema. A supremacia branca se auto-fortalece através do racismo e privilégio de  classe. Nosso feminismo é sobre justiça de gênero, raça e classe!
Nós nos organizamos contra a exploração do sistema capitalista e imperialista, cujos lucros sangrentos querem nos silenciar. Por isso  PROTESTAMOS! 
Mulheres na guerra, a caminho de rotas de fuga, são expostas a ataques adicionais por serem mulheres. Nos campos, prisões, tribunais e outras instituições governamentais, mulheres convivem com violência sexual da polícia e outros agentes do Estado. O estupro é usado como uma arma de guerra e um instrumento de tortura. Mulheres* lutam em todo lugar. Lutam desde a menor unidade política da família, lutam na resistência organizada.
Nós nos organizamos contra a violência sexista, seja ela praticada por uma sociedade capitalista exploradora ou por regimes ditatoriais.
O corpo da mulher  é aprisionado, escravizado, vendido, explorado e colonizado. Nós exigimos com toda urgência pelo fim dos feminicídios e crimes de ódio contra mulheres Trans*.
Em todas as partes do mundo, mulheres resistem. Nossa raiva e nossa resistência coletiva, nossos sonhos e nossas esperanças fortalecem a luta internacional das mulheres.
Vamos às ruas no 8 de março, dia Internacional da Luta das Mulheres, para protestarmos juntas!
** Quando escrevemos “mulheres”, nos referimos a Mulheres, Lésbicas, Trans e Inter.
CALLING FOR THE INTERNATIONAL WOMEN*S STRUGGLE DEMO
8TH MARCH 2017
DEMO BEGIN: 16:30 WARSCHAUER STR. CORNER REVALER STR.(Demo will pass through Skalitzer Strasse and end in Oranienplatz)
KUNDGEBUNG: 18:00 ORANIENPLATZAll Power to the Women* **Calling for the International Women*s Struggle demo, on 8 of March 2017,16:30 Warschauer Str. corner Revaler Str. – 18:00 Oranienplatz

We rebel against the system!

We struggle and organize our work and our lives.

We defend ourselves against the exploitation of our bodies.

We mobilize for social and political justice.

As we always did!

We will not be instrumentalized to legitimize state and social racism. This Silvester we witnessed how in the heart of Europe, at the Cologne Cathedral, an apartheid system was created – under the pretext of protecting women*. We fight against this manipulation and we will not be played against our sisters* and brothers*.

We against every form of oppression of the patriarchal system, that inflicts exploitation, poverty, war, flight, and violence. We join hands in solidarity and we struggle together.

Capitalism relies on the economic dependence of women* and their unpaid, unfree and unrecognized labor. No matter how wretched work opportunities – legal or illegalized – are, women* always get the worse conditions. There is no liberation for women* in this system. White supremacy enriches itself through racism and class privilege. Our feminism is about justice on gender, race and class!

We organize against the exploitation of the capitalist and imperialist system, whose bloody profits aim to silence us, and call for PROTEST.

Women* in war, on the run and on escape routes, are exposed to additional attacks as women*. In the camps, prisons, authorities and courts, women must cope with sexual violence from police and state powers. Rape is used as a weapon of war and as a means of torture. Women* fight everywhere, they fight in the smallest political unit of the family, they fight in the organized resistance.

We organize against sexist violence, whether it is exercised by an exploitative capitalist society or by dictatorial regimes.

A woman*’s body is abducted, enslaved, sold, exploited, and colonized. We are urgently calling for the end of femicides and hate crimes against Trans*women.

Worldwide women* resist. Our rage and our collective resistance, our dreams and our hopes strengthen our international women*’s struggle.

Let’s go out to the streets on the 8th of March, the International Day of Women*‘s Struggle, and protest together!

** When we write women* we mean:WLTI* WomenLesbianTrans*Inter*

ORGANIZERS: Ezidischer FrauenRat Berlin
Frauenrat Dest Dan
International Women’s Space Berlin
Interkulturelles Frauenzentrum S.U.S.I.
Frauen aus Rojhilat
IniRromnja
Sozialistischer Frauenbund Berlin – SKB
JXK – Studierende Frauen aus Kurdistan
FrauenRat der PYD Berlin (Rojava-Frauen)
FrauenRat der HDK Berlin-Brandenburg
Lara e.V.
Ni una menos Berlin
Czarny Protest
Bündnis gegen Rassismus
Stop Deportation Group

Women in Exile & Friends
Generation ADEFRA

קוראות להפגנת יום מאבק הנשים הבינלאומי, 8 במרץ 2017

קוראות להפגנת יום מאבק הנשים הבינלאומי, 8 במרץ 2017

16:30 Warschauer Str. / Revaler Str. – 18:00 Oranienplatz

אנחנו מורדות נגד המערכת!

אנחנו נאבקות ומחליטות על החיים שלנו.

אנחנו מגינות על עצמנו נגד הניצול של הגוף שלנו.

אנחנו מתארגנות למען צדק חברתי ופוליטי.

כפי שעשינו מאז ומעולם.

לא נאפשר לעשות בנו שימוש להצדקת גזענות בחברה ובממסד. בסילבסטר ראינו כיצד בלב אירופה, בקתדרלת קלן, נוצרה מערכת אפרטהייד על רקע אתני ולאומי, תחת אצטלת הגנה על נשים*. אנו יוצאות נגד המניפולציה הזו ולא נתן שיפנו אותנו נגד אחיותינו* ואחינו*.

אנו מתארגנות נגד כל צורת דיכוי של המערכת הפטריארכלית, שמביאה עמה ניצול, עוני,מלחמות, פליטות ואלימות. אנחנו משלבות ידיים בסולידריות, ונאבקות יחד.  

הקפיטליזם נשען על עבודת נשים* שלא זוכה לתגמול והכרה, ואיננה חופשית. לא משנה כמה גרועות יהיו אפשרויות התעסוקה, בין אם חוקית או בלתי חוקית, נשים* תמיד מקבלות את התנאים הגרועים ביותר. בתוך המערכת הזו אין ולא יתכן שחרור לנשים. גזענות ופריבלגיה מעמדית מחזקות את ההיררכיה החברתית ובראשה הגבר הלבן. הפמיניזם שלנו דורש צדק מגדרי, אתני ומעמדי.

אנו מתארגנות נגד הניצול של הקפיטליזם והאימפריאליזם, השואפים להשתיק אותנו באמצעות רווחים מדממים, וקוראות למחאה.

נשים* במלחמה ובמסלולי מילוט חשופות לאלימות נוספת בהיותן נשים*. במחנות, בתי כלא, בתי משפט ומוסדות, נשים* נאלצות להתמודד עם אלימות מינית מצד המשטרה והרשויות. אונס משמש כלי מלחמה ואמצעי עינויים. נשים* נאבקות בכל מקום, בתוך המשפחה, בתוך התנגדות מאורגנת.

אנחנו מתארגנות נגד אלימות סקסיסטית, בין אם בחברה קפיטליסטית או בדיקטטורה.

גוף האשה* נחטף, משועבד, נמכר, מנוצל ונתון לקולוניזציה. אנחנו קוראות בדחיפות להפסקה של רצח נשים ופשעי שנאה כנגד נשים* טרנסיות.

ברחבי העלם, נשים* מתנגדות. הזעם שלנו וההתנגדות המשותפת שלנו, החלמות שלנו והתקוות שלנו, מחזקים את מאבק הנשים* הבינלאומי.

בואו נצא לרחובות ב 8 במרץ, יום מאבק הנשים* הבינלאומי, למחאה משותפת!

**כשאנחנו כותבות נשים* אנחנו מתכוונות: נשים, לסביות, טרנסג’נדריות/ים ואינטרסקס.

 

Poziv na demonstraciju internacionalne borbe žena, 8. mart 2017
Moć ženama*
Poziv na demonstraciju internacionalne borbe žena, 8. mart 2017
16:30 Warschauer Str. ugao Revaler Str. – 18:00 Oranienplatz
Borimo se protiv sistema!
Borimo se i organizujemo svoj rad i svoje živote.
Branimo se protiv eksplotacije naših tela.
Angažujemo se za socijalnu i političku pravdu.
Kao što smo uvek radile! 
Nećemo biti instrumentalizovane zarad legitimizacije državnog i društvenog rasizma.
Ovog dočeka Nove Godine prisustvovali smo činjenici da je u srcu Evrope, pred katedralom u Kelnu, došlo do političke rasne diskriminacije – pod izgovorom želje da se zaštite žene*.
Borimo se protiv ovakve manipulacije i nećemo dozvoliti da nas okrenu protiv naše braće* i sestara*.
Organizujemo se protiv svakog vida potčinjenosti patrijarhalnom sistemu koji nanosi eksploataciju, siromaštvo, rat, sukob i nasilje. Držimo se za ruke u znaku solidarnosti i borimo se zajedno.
Kapitalizam se oslanja na ekonomsku zavisnost žena i njihovog neplaćenog i nepriznatog rada. Bez obzira na to koliko jadni bili uslovi za rad, legalni ili ilegalni, žene uvek rade u najgorim uslovima. Oslobođenje žena ne postoji unutar ovakvog sistema. Bela nadmoć se obogaćuje kroz rasizam i klasne privilegije. Naš feminizam se bori za pravdu bez obzira na pol, rasu i klasu!
Organizujemo se protiv eksploatacije od strane kapitalističkog i imperijalističkog sistema, čiji krvavi profiti žele da nas ućutkaju, i pozivamo na PROTEST.
Žene u ratu i bekstvu izložene su dodatnim napadima zato što su žene. U kampovima, zatvorima, državnim organima i sudovima, žene moraju da se nose sa seksualnim nasiljem od strane policije i državnih vlasti. Silovanje je korišćeno kao oružje rata i sredstvo mučenja. Žene se svuda bore, bore se u najmanjoj političkoj jedinici – unutar porodice, kao i u organizovanju otpora.
Organizujemo se protiv seksističkog nasilja, bez obzira na to da li se vrši u vidu eksploatacije kapitalističkog društva ili u sklopu diktatorskih režima. 
Žensko telo je oteto, porobljeno, protdato, eksploatisano i kolonizirano. Hitno pozivamo na kraj ženocidu i zločinima mržnje protiv Trans žena.
Žene širom sveta – suprotstavite se! Naš bes i kolektivan otpor, naši snovi i nade ojačavaju našu međunarodnu borbu žena.
Izađimo na ulice 8-og marta, na međunarodni dan borbe žena, i protestujmo zajedno!
* Kada pišemo “Žena”, mislimo na ŽLTI: ŽeneLezbejkeTrans*Inter*.

 

Appel à manifestation – journée internationale des luttes des femmes*

Tout le pouvoir aux femmes* // All Power to the Women*

Appel à manifestation – journée internationale des luttes des femmes*, le 8 Mars 2017-02-09

16h30 : Croisement Warschauer Str./Revaler Str. – 18h00 : Oranienplatz

Nous nous insurgeons contre le système !

Nous luttons et organisons notre travail et notre vie.

Nous nous défendons contre l’exploitation de nos corps.

Nous nous mobilisons pour la justice sociale et politique.

Depuis toujours.

Nous ne les laisserons pas légitimer le racisme d’Etat ni aucun racisme dans la société en notre nom. Après la Saint-Sylvestre, nous avons assisté à la fondation d’un système d’apartheid public au cœur de l’Europe, partant de la cathédrale de Cologne, sous le prétexte de protéger les femmes. Nous refusons cette récupération et ne nous laissons pas monter contre nos sœurs* et nos frères*.

Nous nous organisons contre toute forme d’oppression patriarcale. Ce système ne produit qu’exploitation, pauvreté, guerre, exile et violence. Nous luttons ensemble et sommes en solidarité les unes avec les autres.

Le capitalisme s’appuie sur la dépendance économique des femmes et sur leur travail non payé, non libre et non reconnu. Quelles qu’en soient les possibilités de travail légal et illégal, les femmes continuent d’hériter des pires conditions. Il n’y a aucune égalité possible dans ce système. Le capitalisme reproduit ses hiérarchies, sa classe dominante blanche s’enrichit en s’appuyant sur le racisme et les privilèges de classe. Notre féminisme revendique l’abolition commune du sexisme, du racisme et du capitalisme.

Nous nous organisons contre la violence sexiste, qu’elle soit le fait d’une société capitaliste ou d’un régime dictatorial.

Le corps des femmes est soumis à l’esclavage, au déplacement forcé ; vendu, exploité et colonisé. Nous exigeons l’arrêt immédiat des féminicides et des meurtres de haine contre les femmes transes.

Partout dans le monde, les femmes* résistent. Notre colère et notre résistance communes, nos rêves et nos espoirs nous unissent dans ce combat international des femmes*!

Le 8 mars, journée international des luttes des femmes*, descendons ensemble dans la rue et luttons!

* Par femmes*, nous voulons dire femmes, lesbiennes, personnes transes et intersexe.

Aufruf zur internationalistischen Frauen*kampf demo am 8. März 2017

All Power to the Women*

Aufruf zur internationalistischen Frauen*kampf demo am 8. März 2017,

16:30 Warschauer Str./Ecke Revaler Str. – 18:00 Oranienplatz

Wir rebellieren gegen das System!

Wir kämpfen und organisieren unsere Arbeit und unsere Leben.

Wir verteidigen uns selbst gegen die Ausbeutung unserer Körper.

Wir mobilisieren uns für soziale und politische Gerechtigkeit.

Schon immer.

Wir lassen uns nicht instrumentalisieren um staatlichen und gesellschaftlichen Rassismus zu legitimieren. Dieses Silvester wurden wir Zeug*innen wie mitten in Europa am Kölner Dom öffentlich ein Apartheitssystem errichtet wurde – unter dem Vorwand Frauen* beschützen zu wollen. Wir wehren uns gegen diese Vereinnahmung und lassen uns nicht gegen unsere Schwestern* und Brüder* ausspielen.

Wir organisieren uns gegen jegliche Unterdrückung des patriarchalen Systems, das nur Ausbeutung, Armut, Krieg, Flucht und Gewalt produziert. Wir kämpfen gemeinsam und sind miteinander solidarisch.

Der Kapitalismus stützt sich auf die wirtschaftliche Abhängigkeit von Frauen* und deren unbezahlter, unfreier und nicht anerkannter Arbeit. Wie mies legale und illegalisierte Arbeitsmöglichkeiten auch sein mögen, haben Frauen* die immer noch schlechteren Bedingungen. Es gibt keine Gleichberechtigung innerhalb dieses Systems. Der Kapitalismus reproduziert seine Hierarchien, weiße Vorherrschaft bereichert sich mit Hilfe von Rassismus und Klassenprivilegien. Unser Feminismus fordert die gemeinsame Überwindung von Sexismus, Rassismus und Kapitalismus.

Wir organisieren uns gegen die Ausbeutung des kapitalistischen und imperialistischen Systems, das uns mit blutigen Profiten zum Schweigen bringen will und rufen zum Protest auf.

Frauen* im Krieg, auf der Flucht sind immer noch zusätzlichen Angriffen als Frauen* ausgesetzt. Vergewaltigungen werden als Kriegswaffe und als Folter eingesetzt. In den Lagern, in Gefängnissen, auf Behörden und Gerichten müssen Frauen* sich gegen sexualisierte Gewalt durch Polizei und Staatsgewalt zur Wehr setzen. Frauen* kämpfen überall, sie kämpfen im kleinsten politischen System der Familie, sie kämpfen im organisierten Widerstand.

Wir organisieren uns gegen sexistische Gewalt, egal ob sie durch eine kapitalistische Verwertungsgesellschaft oder durch diktatorische Regime ausgeübt wird.

Der Körper der Frau* wird verschleppt, versklavt, verkauft, ausgebeutet und kolonialisiert. Wir fordern ein sofortiges Ende von Feminziden und von Hassmorden gegen Trans* Frauen.

Weltweit gibt es Frauen*-Widerstand. Unsere Wut und unser gemeinsamer Widerstand, unsere Träume und Hoffnungen stärken unseren internationalen Frauen*kampf!

Lasst uns am 8. März, dem Internationalen Tag des Frauen*kampfes, auf die Straße gehen und gemeinsam protestieren!

*Mit Frauen* meinen wir: FLT*I* Frauen; Lesben, Trans*, Inter*

Organizers: Ezidischer FrauenRat Berlin

Frauenrat Dest Dan
International Women’s Space Berlin
Interkulturelles Frauenzentrum S.U.S.I.
Frauen aus Rojhilat
IniRromnja
Sozialistischer Frauenbund Berlin – SKB
JXK – Studierende Frauen aus Kurdistan
FrauenRat der PYD Berlin (Rojava-Frauen)
FrauenRat der HDK Berlin-Brandenburg
Lara e.V.
Ni una menos Berlin
Czarny Protest
Bündnis gegen Rassismus
Stop Deportation Group

Women in Exile & Friends
Generation ADEFRA

همه‌ی قدرت از آنِ زنان

همه‌ی قدرت از آنِ زنان
فراخوان برای راهپیمایی «مبارزه جهانی زنانِ»، هشت مارس 2017
آغاز مسیر تظاهرات: ساعت چهار و نیم عصر، تقاطع  Warschauer Str. و Revaler Str.
پایان مسیر و تجمع: ساعت شش بعد از ظهر در میدان Oranienplatz
(تظاهرات فقط مختص ما زنان* است و مردان می توانند در تجمع پایانی به ما بپیوندند.)
ما زنان* علیه سیستم طغیان می‌کنیم!
ما مبارزه می‌کنیم و کار و زندگی‌مان را سازماندهی می‌کنیم.
ما در برابر استثمار بدن‌هایمان از خود دفاع می‌کنیم.
ما مثل همیشه برای عدالت اجتماعی و سیاسی هم گام می‌شویم.
ما به ابزاری برای مشروعیت‌بخشی به نژادپرستی دولتی و اجتماعی بدل نمی‌شویم. شب سال نو شاهد بودیم که چگونه در قلب اروپا، روبروی کلیسای جامع کلن، یک سیستم آپارتاید به بهانه‌ی محافظت از زنان به راه افتاد. ما علیه این فریب‌کاری می‌جنگیم و علیه برادرها و خواهران‌مان بازی نخواهیم خورد.
ما علیه تمام اشکال ستم نظام پدرسالار که استثمار و فقر و جنگ و فرار و خشونت به همراه می‌آورد، می‌ایستیم. ما دست در دست یکدیگر و همراه یکدیگر مبارزه می‌کنیم.
کاپیتالیسم به وابستگی اقتصادی زنان* و کار بی‌مزد، غیراختیاری و به‌رسمیت‌شناخته‌نشده‌ی آنها تکیه دارد. فرصت‌های کاری ــ قانونی یا غیرقانونی‌شده ــ هرچقدر هم نامطلوب باشند، بازهم سهم زنان* بدترین در میان آنها است. رهایی‌ای برای زنان* در این سیستم در کار نیست. برتری‌طلبی سفید از خلال نژادپرستی و امتیازهای طبقاتی به تقویت خود می‌پردازد. فمینیسم ما اما درباره عدالت بر سر جنسیت، نژاد و طبقه است.
ما علیه استثمار سیستم کاپیتالیستی و امپریالیستی مبارزه می‌کنیم؛ علیه سیستم‌هایی که سودجویانِ بی‌رحم‌شان به فکر خاموش‌کردن ما هستند. ما تمامِ زنان* را به اعتراض فرامی‌خوانیم.
زنانِ* جنگ‌زده، زنان* در مسیر‌های پناهجویی و زنانِ* پناهنده در معرض حمله‌های بیشتر قرار دارند. زنان* باید در اردوگاه‌ها، زندان‌ها، نهادهای دولتی و دادگاه‌ها با خشونت جنسی از سوی پلیس و مقام‌های دولتی رویارو شوند. از تجاوز به عنوان سلاحِ جنگی و ابزارِ شکنجه استفاده می‌شود. زنان* همه‌جا در حال نبرد هستند؛ از خانواده به‌مثابه‌ی کوچکترین نهاد سیاسی گرفته تا جنبش‌های مقاومت سازمان‌یافته.
ما علیه خشونت سکسیستی، چه در جامعه‌ی استثمارگر کاپیتالیستی و چه در رژیم‌های دیکتاتوری، مبارزه می‌کنیم.
بدن زن* ربوده می‌شود، به بردگی کشیده می‌شود، به فروش می‌رسد، و تحت استثمار و استعمار قرار می‌گیرد. ما فوراً خواستار پایان فمیساید (زن‌کشی) و جنایت‌های نفرت‌محور علیه زنانِ ترَنس هستیم.
زنان* در تمام جهان مقاومت می‌کنند. خشم و مقاومت جمعی ما، رویاها و امیدهای ما، مبارزه جهانی زنان* را تقویت می‌کنند.
بیایید هشت مارس، روز جهانی مبارزه زنان* به خیابان‌ها برویم و همراه یکدیگر فریاد اعتراض سر بکشیم!
***** وقتی می نویسیم “زنان*” منظورمان زنان، لزبین ها، ترنس ها و اینتر ها است.*****

Kadınların* Enternasyonalist Mücadelesi için Yürüyüşe Çağrı
Güç Kadınlara* / Kadınlar* güçlenmek için sokakta / Kadınlar* Güç Kazanıyor
Çağrımız 8 Mart 2017’de Kadınların Enternasyonalist Mücadelesi için yürüyüşe
16:30 Warschauer Str. ve Revaler Str. köşesi -18:00 Oranienplatz

 

Sisteme karşı isyandayız!
Emeğimiz ve yaşamlarımız için örgütleniyor, mücadele ediyoruz.
Bedenlerimizin sömürülmesine karşı kendimizi savunuyoruz.
Hem toplumsal hem de siyasi adalet için harekete geçiyoruz.
Geçmişte hep yaptığımız gibi!

Devletin ve toplumun bizi ırkçılığı meşrulaştırma çabalarına alet etmelerini reddediyoruz. Geçtiğimiz yılbaşı gecesi Avrupa’nın kalbi Köln Katedrali önünde kadınları* koruma bahanesi ile ırkçı bir düzenleme yaratıldı. Bizler bu manipülasyona karşı savaşıyoruz, bu yüzden kardeşlerimize karşı bizleri kullanmanıza izin vermeyeceğiz.

Erkek egemen sistemin sömürü, yoksulluk, savaş, zorunlu göç ve şiddet üreten tüm baskı biçimlerine karşıyız. Dayanışma içinde el ele veriyor ve birlikte mücadele ediyoruz.

Kapitalizm kadınların* ekonomik bağımlılığı ile onların ücretlendirilmeyen, zoraki ve görünmeyen emeğinden güç alıyor. İster legal ister illegalize edilmiş işlerde koşullar ne kadar berbat olursa olsun kadınlara* hep daha da kötü çalışma koşulları sunuluyor. Bu sistemde kadınlara bir kurtuluş yok. Beyaz üstünlüğü ırkçılık ve sınıfsal imtiyazlarla kendini besliyor. Bizim feminizmimiz toplumsal cinsiyet, ırk ve sınıf konusunda adalete dayanır.

Kanlı çıkarlarıyla bizi susturma amacı güden kapitalist ve emperyalist sistemin sömürüsüne karşı örgütleniyor ve buna karşı çıkmaya çağırıyoruz.

Savaş bölgelerinde kadınlar, kaçarken ve kaçış yollarında kadın oldukları için de ayrıca saldırıya maruz kalıyorlar. Kamplarda, cezaevlerinde, resmi makamlarda ve mahkemelerde kadınlar polis ve devlet güçlerince uygulanan cinsel şiddetle de mücadele etmek durumunda kalıyorlar. Tecavüze hem bir savaş aygıtı, bir silah olarak hem de bir işkence metodu olarak kullanılıyor. Kadınlarsa her yerde savaşıyor, en küçük politik birim olan ailede de örgütlü direniş içinde de savaşmaktalar.

Bizler ister sömürücü kapitalist bir toplum ister diktatoryal rejimler tarafından uygulanıyor olsun cinsel şiddete karşı örgütleniyoruz.

Kadın bedeni ele geçirilmiş, köleleştirilmiş, satılmış, istismar edilmiş ve sömürülmüştür. Kadın cinayetlerinin ve Trans kadınlarına yönelik nefret suçlarının son bulması için acilen…

Kadınlar* tüm dünyada direniyorlar. Öfkemiz ve kolektif direnişimiz, düşlerimiz ve umutlarımız enternasyonal kadın mücadelemize güç veriyor.

8 Mart’ta sokaklara çıkalım ve Kadınların Uluslararası Mücadele gününde isyanımızı birlikte haykıralım!
*** Kadınlar yazdığımızda: LBTI (LezbiyenBiseksüelTransInterseks kadınları da kastediyoruz.

Çağırıcılar: Ezidischer FrauenRat Berlin
Frauenrat Dest Dan
International Women’s Space Berlin
Interkulturelles Frauenzentrum S.U.S.I.
Frauen aus Rojhilat
IniRromnja
Sozialistischer Frauenbund Berlin – SKB
JXK – Studierende Frauen aus Kurdistan
FrauenRat der PYD Berlin (Rojava-Frauen)
FrauenRat der HDK Berlin-Brandenburg
Lara e.V.
Ni una menos Berlin
Czarny Protest
Bündnis gegen Rassismus
Stop Deportation Group

Women in Exile & Friends
Generation ADEFRA

Demonstration against 20th European Police Congres/Demonstration against 20th European Police Congress

 

21-22 Şubat 2017 tarihinde düzenlenecek olan 20. Avrupa Polis Kongresi protesto edildi. Düzenlenecek olan Polis kongresinin ana gündemi Avrupa’da genel olarak alınacak güvenlik önlemleri olarak belirlenmiştir. Bu kongre ile Avrupa’daki mülteci, göçmen ve diğer sistem karşıtı hareketlere karşı yeni sınırların ve baskı yasalarının çıkarılması hedeflenmektedir. Kapitalist merkezlerden ihraç edilen silahlarla Avrupa dışındaki bölgelerde sürekli savaş ve çatışmalar devam etmektedir. Bu sebeplerden ötürü Avrupa’ya sığınmak zorunda kalmış mülteci ve göçmenlere karşı bu yasalar üzerinden bir çeşit baskı ve savaş yürütülmektedir.

 

Almanya’nın bir çok şehrinde Avrupa Polis Kongresi’ne karşı çeşitli protesto eylemleri gerçekleştirildi. Berlin de bu eylemlere sahne olan çeşitli kentlerden biriydi. 18 Şubat tarihinde gerçekleştirilen Berlin’deki eyleme çeşitli sol, anti-faşist ve mülteci gruplarından oluşan yaklaşık 500 kişi katıldı. Berlin- Kreuzberg’ten başlayan ve mültecilere, göçmenlere karşı sürdürülen baskı ve sınırdışı politikalarını kınayan sloganlarla devam eden yürüyüş Postdamer Platz’da yapılan basın açıklamasının ardından sona erdi.

 

Özcan Candemir

Berlin

 

 

Demonstration against 20th European Police Congress

 

20th European Police Congress that takes place on 21-22 February 2017 has been protested. Main topic of this congress is determined as “General Security Issues in Europe”. With this congress, new repression laws and borders against to refugees, immigrants and anti-system movements are aimed. War and conflicts which is promoted by capitalist centers are still going on in other countries. Over those laws and restrictions, another version of war and conflict is being sustained against to the refugees and migrants who had to leave their countries.

 

Several protests have taken place in many cities of Germany. Berlin was also one of those cities. On February 18th at least 500 people consisting of several anti-fascist, refugee and migrant groups participated to the protest. The protest march started at Berlin-Kreuzberg and continued with slogans against repression and restriction to the refugees and migrants till Postdamer Square. The protest has ended after press brief in Postdamer Square.

 

Özcan Candemir

Berlin

Daily Resistance is an instrument of organization / Daily resistance gazetesi bir örgütlenme aracidir

text in Turkish

DAILY RESISTANCE IS AN INSTRUMENT OF ORGANIZATION

Now we are publishing the third issue of our newspaper. We have distributed five thousand copies of its first issue. Local initiatives played an important role in that practice. However, we would like to stress that Daily Resistance is not only about publication and distribution. This newspaper is an instrument of organization. Every local initiative should aim to establish lasting bonds through this newspaper. Every local initiative can form a Daily Resistance committee. Such a committee should undertake tasks such as distributing the newspaper, writing for the newspaper, produce news and visual material for the newspaper and forming new relations for the newspaper. Handing copies of the newspaper to the people is not the only goal here. One should communicate with the people those who would receive the paper. Information on the problems of the refugee camps where this newspaper is distributed and ideas for possible solutions to those problems should be circulated. Every local group can form a meeting centre wherever it is possible. Meetings can be organized with people to whom this newspaper is delivered. Each local initiative can organize events – film screenings, debates, reading activities – depending on their individual conditions.

We are acting with the perspective of alternative media. Therefore, we encourage the distributors and the readers of this newspaper to present their critique, proposals and contributions to the process.

We aim to relay the information based on our experience of refugee resistance to the newly coming refugees and to anticapitalist and antifascist movements. In line with this purpose, we published our journal, Movement Magazine, and we shared this experience through exhibitions, films, texts and photographs. We aim to enhance, expand and strengthen this practice by publishing Daily Resistance.

The number of the refugees has increased in Germany and in the rest of Europe recently. On the other hand, the laws and legal practices against refugees have become harsher and racist movements are currently on the rise. In contrast with this, a decline and weakening of the resistance movements is clearly observed. There were fewer number of refugees in the years between 2012 and 2015; that was the period when we gained certain rights to a certain extent. There was a fairly more dynamic street struggle. What does this comparison show us? That the resistance movement do not arise spontaneously. Some people should conduct a meticulous and planned work to organize the movement and resistance. In those years between 2012 and 2015 we were involved in a practice: knocking the doors of refugees one by one. We organized meetings in every city. A wilful intervention was at work.

Through Daily Resistance Newspaper, we can reactivate the resistance movement which is apparently at its decline. For that, all activists should take responsibility and do effort. The understanding of the anticapitalist and antifascist movements towards this newspaper as a “refugee newspaper” is an incomplete one. The refugee question is a question of warfare, it is a question of capitalism, a question of racism. The refugee reality is an outcome of all those policies. Therefore, refugee struggle is class struggle since the refugees are at the bottom of the oppressed and exploited classes. It is possible to organize an opposition resistance from below. We have tried to show that in our resistance experience. It can be observed that we played an irritating, disturbing and triggering role in our actions and practices such as long marches, street occupations, parliament occupations, rooftop occupations, party and trade union building occupations.

Even though Daily Resistance is a young newspaper, it has already created a quite positive effect. Now is the time to transform this effect into a permanently organized state. So far the editorial meetings were held in streets, houses or cafés. We need a permanent place. We need a place where the writers, readers and distributors of this newspaper can directly interact and take up decisive roles. We have already made concrete steps for that. The fact that our movement goes by the name “Oplatz” is related to us occupying that place (Oranienplatz), and coordinating our struggle from that place for a long time. That is similar to the names of places that made movements visible worldwide, for example Wall Street, Tahrir, Taksim. Therefore, it is important to demonstrate the Alternative Life in a way that stretches through time and space.

Capitalist states are exercising suppression and besiege of alternative media everywhere in the world. Recently in Turkey more than 20 media organizations including radios and televisions were raided and shut down. These are practices similar to the ones in Nazi Germany, using the Reichstag fire as an excuse for massive crackdowns on opposition. Naturally, European states are closing their eyes and ears to those oppressive, anti-democratic practices due to the dirty agreements and bargains among them. We would like to express our solidarity with those free media workers.

The anticapitalist and antifascist movements in Germany should ask themselves: while people of France rose up and took the streets against the neoliberal labour law, why no leaf stirred in Germany? They can also use our newspaper as a network to organize the united street resistance against the limitation of the social rights, homelessness, unemployment, arms trade, war, capitalism and racism that has increased its physical violence.

Even though our means are limited, we can transform our media into an effective instrument of organization in case all the relevant bodies become active.

Daily Resistance is also a message to well-off segments who campaign, publish books, make films on behalf of refugees and who use us and our struggle as a tool for their own ends. We tell them that as we organize our own action, we can have our own say as well. Stop using us as sheep to the slaughter!

Long live our struggle for Humanization and Communization!

Turgay Ulu

Berlin

DAİLY RESİSTANCE GAZETESİ BİR ÖRGÜTLENME ARACIDIR

Daily Resestance gazetemizin üçüncü sayısını da hazırlamış bulunuyoruz. İlk baskısını beşbin adet dağıttık. Bu dağıtımda lokal insiyatifler önemli bir rol oynadı. Ancak vurgulamak istiyoruz ki; Daily Resistance, sadece basılıp dağıtımı yapılacak bir gazete değildir. Bu gazete bir örgütlenme aracıdır. Her lokal insiyatif, gazete aracılığıyla kalıcı bağlar kurmayı hedeflemelidir. Her lokal insiyatif bir Daily Resistance komitesi kurabilir. Bu komite hem gazetenin dağıtımını hem gazeteye yazı, haber, fotoğraf iletilmesini ve hem de yeni ilişkiler oluşturulmasını üstlenmelidir. İnsanlara sadece gazete vermek tek amaç değildir. Gazetenin verildiği her insanla mutlaka konuşmalar yapılmaladır. Dağıtımın yapıldığı mülteci kamplarındaki sorunlar ve çözüm önerileri üzerine bilgi alışverişi yapılmalıdır. Eğer mümkünse her lokal grup bir toplanma merkezi bulabilir. Gazetenin ulaştırıldığı insanlarla birlikte toplantılar örgütlenebilir. Her lokal insiyatifin kendi özgül koşullarına göre belirleyebileceği etkinlikler organize edilebilir. Film gösterimleri, tartışmalar, okuma günleri düzenlenebilir.

Alternatif bir medya olma perspektifiyle hareket ediyoruz. Dolayısıyla dağıtımcıların ya da okurların gazete ile ilgili eliştiri, öneri ve katkı yapmak konusunda sorumluluk üstlenmeleri beklenir.

Mülteci direnişi deneyimimizi çeşitli araçlarla yeni gelen mültecilere ve diğer antikapitalist, antifaşist hareketlere aktarmak amacını taşıyoruz. Bu amaçla Movement Magazine dergimizi bastık, sergilerle, filmlerle yazı ve fotoğraflarla bu deneyimi paylaştık. Daily Resistance gazetesiyle de bunu daha yaygın ve etkin kılmak istiyoruz.

Aktüel olarak Almanya’da ve avrupanın diğer ülkelerinde bulunan mülteci sayısı artmış bulunuyor. Diğer yandan mülteilere karşı çıkırtılan yasalar daha sert ve ırkçı hareketler yükselişe geçmiş bulunuyor. Bununla ters orantılı olarak direniş hareketlerinde bir düşüş olduğu gözle görülür vaziyettedir. 2012-2015 yılları arasında daha az mülteci vardı, belli ölçülerde bazı haklarımızı kazanmıştık. Daha dianamik bir sokak mücadelesi söz konusuydu. Bu karşılaştırma bize neyi gösterir? Demek ki, geliştirilen direniş hareketleri kendiliğinden olmuyor. Birilerinin hareketi ve direnişi örgütlemek için planlı bir çalışma yürütmesi gerekir. Sözümü ettiğimiz yıllarda tek tek mülteci odalarının kapıları çalınarak yürütülen bir çalışma vardı. Tüm şehirlerde toplantılar düzenliyorduk. İradi bir müdehale söz konusuydu.

Daily Resistance gazetesiyle, düşüşe geçen direniş hareketni yeniden aktif hale getirebiliriz. Bunun için tüm aktivistlerin sorumluluk alması ve çaba göstermesi gerekir. Antikapitalist-antifaşist aktivistler bu gazeteyi sadece “mülteci gazetesi” olarak algılaması eksik bir kavrayıştır. Mülteci konusu aynı zamanda savaş meselesidir, kapitalizm meselesidir, ırkçılık meselesidir. Mülteci gerçekliği tüm bu politikaların bir sonucudur. Bu mücadele aynı zamanda bir sınıf mücadelesidir. Mülteciler de sömürülen sınıfların en altında bulunuyor. Aşağıdan yukarıya sistem karşıtı direnişi örgütlemek mümkündür. Direniş deneyimimizle bunu göstermeye çalıştık. Uzun yürüyüşler, sokak işgalleri, parlemento işgalleri, çatı işgalleri, ağaç işgalleri, sendika binası ya da parti binası işgalleriyle rahatsız edici ve harekete geçirici bir rol oynadığımız, bu deneyimlerimiz incelenerek görülebilir.

Gazetemiz yeni olmasına rağmen oldukça pozitif bir etkileşim yarattı. Şimdi bu etkileşimi kalıcı örgütlülüklere dönüştürme zamanıdır. Şimdiye kadar gazete toplantıları sokaklarda, evlerde ya da kafelerde yapıldı. Sabit bir mekana ihtiyacımız var. Yazarların, okuyucuların ve dağtımcıların direkt ilişkiye geçebileceği, etkin rol üstlenebileceği bir mekana ihtiyacımız var. Bunun için somut girişimlerde bulunduk. Hareketimizin Oplatz ismiyle anılması bir mekanı işgal edip uzun süre buradan mücadeleyi koordilne edişimizle ilgilidir. Dünyada Wall Striet, Tahrir, Taksim gibi mekan isimlerinin hareketi görünür kılmasıyla benzer bir durumdur. Alternatif hayatı bir mekanda zamana yayılan bir biçimde ortaya koymak bu nedenle önemlidir.

Dünyada altanatif medya üzerinde kapitalist devletlerin baskısı ve kuşatması söz konusudur. Bakınız Türkiye’de yirmi civarında radyo, televizyon ve diğer medya araçları, devlet tarafından işgal edilerek kapatıldı. Almanya geçmişinde Reichtag yangını bahane edilerek yapılan uygulamalara benzer uygulamalardır bunlar. Avrupa devletleri aralarındaki kirli anlaşma ve pazarlıklardan dolayı tüm bu anti demokratik uygulamalalara gözünü kapatıyor doğal olarak. Bu özgür medya emekçileriyle dayanışma içinde olduğumuzu vurgulamak isteriz.

Almanya’daki antifaşist ve antikapitalist hareketlerin, Fransa’da yer yerinden oynarken neden Almanya’da yaprak kıpırdamadığını düşünmeleri gerekir. Onlar da sosyal hakların kısıtlanmasına karşı, evsizliğe, işsizliğe, silah ticaretine, savaşa, kapitalizme ve fiili şiddetini artıran ırkçılığa karşı birleşik sokak direnişini örgütlamak için gazetemizi bir ağ olarak kullanabilirler.

Olanaklarımız kısıtlı da olsa tüm ilgililerin aktif hale gelmesiyle medya araçlarımızı etkin bir örgütlenme aracına dönüştürebiliriz.

Daily Resistance, mülteciler adına kampanya yürüten, kitap çıkartan, film yapan ve bizim eylemlerimizi ve bizleri birer alet olarak kullanan tuzu kuru kesimlere de bir mesajdır. Onlara diyoruz ki; biz kendi eylemimizi örgütlediğimiz gibi kendi sözümüzü de söyleyebiliriz. Bizi kurbanlık koyun gibi kullanmaktan vazgeçin artık.

Yaşasın İnsanlaşma Ve Ortaklaşma Mücadelemiz

06.10.2016

Turgay Ulu

Berlin

 

 

GO HOME / EVİNİZE GİDİN

Turgay Ulu GO HOME / EVİNİZE GİDİNTurkish

GO HOME

After it was their turn on the queue , a security which was carrying a walky-talky on his shirt’s pocket told them “ you, you, you and you are going home now”. But Hüsnü was insisting on asking “ but why?” But his questions did not work. Security officer was explaining the rules of the city; “ there are women inside, there are bags and valuable belongings of the guests”. Hüsnü and his friends had returned to the beginning of the street with the feeling of exclusion.

When Olcay had heard the invitation on the phone, he felt excited because he thought that its a preparation for a demonstration. When the meeting time had came , Olcay faced the difficulty about finding Hüsnü’ house. Because of experiencing torture and the prison he was in, he was always bad about finding addresses. But Hüsnü came and took him in front of the wrong building he was waiting for. They went to the top floor from the stairs of the apartment which has no elevator.

There were some food like peppers, potatoes on a untidy table in the kitchen. Hüsnü was preparing for cooking. Olcay started to cut the foods of which Hüsnü had showed him to do so. Hüsnü was self-confident as always and he was telling that he will cook a delicious meal from his hometown. Hüsnü has an athletic body and he was talking with the friends he invited while he was putting cooking pots on the oven. Selma , Ferit and Mehmet was sending photos and laughing each other. Hüsnü was sometimes making comments by looking at the pictures. Hüsnü was criticizing them ;“ All of you have cell phones that worth at least 1000€ but you can not find any money for other things.” mehmet was putting his cell phone under the hot water and trying to tell the other how good his cell phone is.

After a long preparation, the meals were finally ready. They were making comments about the meals while eating them. The potatoes did not cook well. Hüsnü said that it had been Ferit’s fault. He was telling how could his mom cook that meal. He was telling with missing about the wine that he had been making with his brother in their garden. His eyes was lighted up and it was understood how he hanker about his hometown.

Selma, who comparably was younger than others had left, althought she was here during preparations. It was not good to be late to the refugee camp she was living. The strict control system of their camp was restricting their lives. They always had to live within those boundaries of control system.

Klad was the last person that came for the dinner and he had brought a Portugal wine with him. Hüsnü and Olcay became first people that had tasted the wine. The others were not sure about tasting it. A funny talk started about the terms of “Halal” and “Haram”. there were always restrictions for the poor. The rules that decide what to do and what not to do; all were decided by traditions, religions and systems. They all had decided to go beyond those boundaries little bit this evening. There were New Year preparations in all parts of the city. The other parts of the society were making preparations of holiday and entertainment. But they were far behind of this idea of including this atmosphere.

Hüsnü; “ lets do something different tonight, like going to the night club”. Olcay was an older refugee compare to the others and he knew the life in the city better than others. Because he had some experiences. One time his roommate from refugee camp in Hannover asked him to go to disco together. The security guy at the entrance didn’t want to let his black friend in. Security guy told Olcay that “ You can go inside but this black guy can not”. After facing that kind of conversation they had to turn back to refugee camp in a sad and disappointed mood. That night Olcay’s roommate could not sleep because of this bad feeling. Whereas this guy could dance very well. But would he act the same to the Europeans which comes to Africa? He told till morning about how they threat the guests, how hospitable African people are… And he couldn’t understand this exclusion in European cities.

In the city which Olcay and his roommate lived, refugees used to meet at the corner of main train station. When you see one of the refugee camps in a city, its enough to go one corner of that main stations. They come together at those places to find someone to talk and share problems because it was not easy for them to enter into the society. Not being able to included into the public places is not only because of the language. Skin color and public status were determinants of this issue. Olcay had written a poem named “ From the Exterior” about this topic. Olcay was glad to be with the oppressed class like himself. He always liked to observe those environments. He always preferred and continued to live in refugee camps instead of living at a flat after he had applied to refugee process. By this way, he could reorganize strong resistance against to these inhuman treatments.

Although Olcay tried to explain those experiences to his friends which are pretty new for being refugees, he had promoted Hüsnü’s insistence about doing something different tonight and by this way the night had started.

Firstly they went to a cafe which is known as “alternative” but they couldn’t find an empty table when they went inside. Than they saw a table near a group of people but there were no chairs. At this point Hüsnü’s initiative stepped in. He asked a woman from the group with his good German “ Kann ich der Tisch haben? (Can I get the table?)”. The woman told him that he had stated the sentence wrong and corrected him ; “ You must say “ Kann ich den Tisch haben?” He couldn’t have used “artikel” in the sentence correctly. He replied the woman in German “ Okey , I got it! You did sure understand what I mean! Thanks for correcting me though!” and took the table with his strong arms and placed it in front of his friends. He found and brought a couple of chairs too. They started to discuss “Artikels” in German after they sat down. They talked about that even some Germans can not use the “Artikels” correctly.

Klad had came to Germany over another European country. He was working as a constructor and sometimes he let the refugees to work with him which have no working permission. They started to talk about the resistance of workers in Köln in 1973. It was known as Resistance of Ford Factory which was declared as a “Terrorist Strike” by German government and German media. At least 12 thousand workers did strike here and most of those workers were from Turkey. IG Metal Union and German workers did physical attacks with German police and as a result, a communist worker from Turkey who leaded the strikes had been deported. After the chat, Klad said that he had to go home. Then he said goodbye to everyone and left.

The refugees were again sitting as groups in Alternative Cafe. No one was sitting at the same table with the locals, that was spontaneous situation. People were chatting and laughing each other in other tables. Hüsnü and friends had played table soccer in the cafe. Again the players were only refugees. They were always separated in every place they get in. After some time they got bored and decided to go to the bars in city center, due to Hüsnü’s plan.

First attempt to enter the first bar had became unsuccessful. They pied at the corner after they left the queue. There were no toilets around. Moreover they did this to protest the rejection from the bar. Then Hüsnü said “ we will definitely enter the second bar, I’ll try a different tactic.” While walking on the street desperately, Hüsnü asked a couple of women to help them; “We want to enter the club but they don’t let us in. Can you come with us as our friends into the bar? Then you can go if you want” but he had been rejected every time ; “No!”

There was a big yard before the main entrance of the second bar and the this yard was covered with gratings. You have to pass through a barred door to reach the queue in front of the main entrance. So Hüsnü and his friends did that and started to walk through the queue. At this time two security came and stopped them. One of the securities was talking Chechenian, the other was talking Arabic and little bit German. Both of them had long beards and were weareing the jackets that are special to securities. One of them was translating was Hüsnü was saying for the other. One of the securities was telling Hüsnü why they can not go inside. Hüsnü was correcting the German sentences of the security; “ Varum oder vuğum?”. He was trying to tell that he is speaking better German than those two securities, that he is a pretty normal person and he was asking why he has no permission to enter the bar. “ You guys are not German either, you are immigrants too; why don’t you let us in?” The securities were foreigners and they were not letting the foreigners to get in. That was a big paradox! If you were working at a job and you make your boss make more money, your color and your language skills were not very important. But it was a huge problem when you try to enter a club! The discussion between Hüsnü and friends and securities lasted long. Finally the securities said; “we will have to call the police if you don’t leave here now!” The second attempt to enter the bar was also not successful. The attitude for refugees and immigrants had became stricter because of the events that happened last year in Köln and truck event that happened this year in Berlin.

Hüsnü was thinking that they were rejected two times because of wrong tactics. He was thinking that they were rejected because they were not speaking good German except him. Then he told that he will try alone to enter the bar this time. Olcay said “ Okey then if you think so, we are waiting for you at the corner.” Hüsnü started to walk confidently through the entrance of another bar. There was civilian security at the entrance. Security said “ Personal Ausweis bitte! (Personal ID please!)” Hüsnü put his hand to his pocket and gave the blue-green ID card (which is only for refugees) to the security. Security gave the card to Hüsnü back and said “ we don’t get the people inside who has this type of ID.” Hüsnü was no longer calm and he became really mad; “ I’m speaking good German, I’m from Berlin, I was born in Berlin, why don’t you let me in! What’s the difference between me and those people!”… he was rioting this debauchery and unfair treatments. Unfortunately, third attempt to enter the night club was unsuccessful too.

Four friends were walking in the street, between people but alone. Olcay had known already that it would end like that but again he didn’t want to prevent his friends. He was thinking that learning with experiences is a more effective method than others. He had tried this method before to organize the working class too. He took the workers to the places in luxury and tried to show them the huge division between workers and riches and told them the reasons of this division while letting them to observe and feel it.

After unsuccessful attempts of going to the night club, they decided to turn back. Olcay was telling his frieds “ Look! We are refugees , we have tried and saw that we don’t have the same rights with others” all the way long. Speaking the language in a good level was not enough, this racism and inequality have had deeper roots. Olcay was telling his friends his resistance experiences. He told about their 600 km long freedom walk to Berlin. They had done this walk because of prohibition of free movement, closure of refugee camps and deportation of refugees. They had teared the IDs up and posted to Foreigners Section , the same ID which Hüsnü had showed the security guy at the entrance. This protests lasted long years. But the protesters had broken the isolation of the refugee camps, they built up tents at the areas they had occupied and tried a communal lifestyle. Occupation of the parliament, occupation of political party buildings, occupation of houses, roofs… And they had organized successful Europe-wide protests against to the borders.

Olcay; “ Yes dear Hüsnü, without resistance we can not gain our freedoms. Having a good language skill is not enough as you see. All the rights that had been gained in the history were the results of long and hard resistances. Dominant class do not give you freedom, rights and freedoms can be achieved with struggle.” was trying to explain his friends.

Four friends got on the metro to go to the cafe where they were at the beginning. A woman who was sitting next to Hüsnü, started to take photos inside the train. Hüsnü said her “ You don’t have rights to take photos without permission.” And the woman said “ Everybody is free, I can do whatever I want”. Then Hüsnü said “ okey then , I will take pictures of you!”. The woman said “ No! You can’t!” Hüsnü got really angry. Some people have right to do everything, some people can not. What kind of a system was that! Hüsnü argued with this woman loudly and for a long time. Other people in the metro watched this discussion with shocked eyes and no one promoted Hüsnü’s riot against to this injustice. Everybody was responsible from themselves. Big majority of the society was not saying anything against to an unfair treatment when it is not harming them.

After this experience, Mehmet and Ferit understood that its not possible to include into German society with wearing like them, with modern hairstyles and with smart phones that worth thousand euros. On the way, they spoke about “wir sind penahende”, we are refugees and that’s why we were not accepted. They see us different.” Refugees Welcome; they’ve heard that several times but in real life it had no meaning. They have learned that with experiencing.

People were visiting their parents or relatives, organizing parties, going to holiday in Christmas Eve. But refugees didn’t have those chances. Instead they were meeting each other at home, chatting and cooking traditional foods. That was their way of celebrating Christmas. Actually Hüsnü and his frieds were kind of lucky. There were a lot of refugees that are living in refugee camps in forests, far away from society and social life and they didn’t have chance to communicate with people. Even communicating with people had been achieved with resistance. Hüsnü and his friends were able to visit some cafes and that had been achieved by resistance. Some cafes were organizing solidarity meetings with refugees.

Sometimes, Hüsnü and his friends are meeting in a cafe , drinking tee, cooking traditional foods from different cultures, organizing film shows and seminars. They are trying to share the resistance experiences with new refugees with publishing a newspaper in different languages.

The next day, they again met at a friend’s house and cooked food, watched theaters and listened to musics that are made about the problems of migrants and refugees. But Ferit was not happy today. They have learned that Ferit got a letter yesterday and deportation judgment is made about him. They suddenly put their heads together and started to think while they were consoling Ferit. Finally they set an appointment to a lawyer in order challenge the decision of deportation. They translated the letter for Ferit. They had stopped several deportations with resistance and struggle. Moreover, Klad told them that they had prevented a deportation with occupying the airplane. Ferit was now more hopeful. It must be resisted against to injustice. Isolation, outsiderdom, inequality could only be prevented like that. Refugees didn’t come to Europe with pleasure. The reasons of continuing war and suffer in their geographies were those dominant powers.

As the meetings continued, the content of their conversations started to be more politic. The words “ war, exploitation, capitalism” started to be heard more then before even in their jokes.

(Translate: Özcan Candemir)

DECEMBER, 2016

TURGAY ULU – BERLIN

EVİNİZE GİDİN

Kuyruktaki sıra onlara geldiğinde, yeleğinin üst cebinde telsiz bulunan güvenlik görevlisi onlara; “sen, sen, sen ve sen evlerinize gidiyorsunuz” dedi. Hüsnü, “ama niye, ama niye” diye başlayan ısrarlı sorular yöneltiyordu. Hüsnü’nün bu sorgulamaları bir işe yaramamıştı. Güvenlik görevlisi ona kentteki kuralları anlatıyordu. “İçeride kadınlar var, misafirlerimizin çantaları, değerli eşyaları var” diye başlayan cümlelerde kuralları sıralamaya devam etti. Hüsnü ve arkadaşları sorgulayan bakışları ve dışlanmışlığın verdiği eziklikle kuyruktan çıkıp, sokağın başına doğru geri döndüler.

Olcay, telefondaki daveti duyunca bu davetin bir eylem hazırlığı olduğunu düşünüp heyecanlanmıştı. Buluşma saati geldiğinde Olcay, Hüsnü’nun yeni kiraladığı evi bulmakta zorlandı. Uzun hapislik ve gördüğü işkencelerin etkisinden olsa gerek, adres bulmak ve yön tayin etmek onun için bir çeşit işkenceydi. Neyse ki Hüsnü, kapının önüne çıkıp Olcay’ı beklediği yanlış apartmanın önünden aldı. Birlikte asansörü olmayan binanın en üst katına çıktılar.

Dağınık durumda olan evin mutfağındaki tahta masanın üzerinde patates, biber gibi yemeklik malzemeler vardı. Hüsnü, yemek yapmaya hazırlanıyordu. Olcay, masanın üstündeki malzemeleri Hüsnü’nün tarif ettiği biçimde doğramaya başladı. Hüsnü, her zamanki kendine güvenli tavırlarıyla memleket yemeğini iyi yapacağını anlatıyordu. Hüsnü, uzun boylu, atletik yapılı gövdesiyle bir yandan tenceleri ocağa koyuyor bir yandan da eve davet ettiği arkadaşlarıyla sohbet ediyordu. Selma, Ferit ve Mehmet ellerindeki telefondan birbirlerine bazı resimler gösterip gülüşüyorlardı. Hüsnü, arada bir telefonu onların elinden çekip görüntülerle ilgili yorumlar yapıyordu. “Hepinizin cebinde bin euroluk telefonlar var ama başka şeyler için para bulamıyorsunuz” diyerek onları eleştiriyordu. Mehmet, telefonunu musluktan akan sıak suyun altında yıkayarak onun ne kadar dayanıklı bir alet olduğunu el ve kafa işaretleriyle mutfakta bulunan diğer arkadaşlarına anlatmaya çalışıyordu.

Uzun bir hazırlığın sonunda yemekler hazır hale gelmişti. Hep birlikte yemek yerken bir yandan da yemeğin nasıl olduğu üzerine yorumlar yapıyorlardı. Patates yeteri kadar pişmemişti. Hüsnü, bunun sorumlusu olarak Ferit’i gösterdi. Annesinin bu yemeği ne kadar lezzetli yaptığını anlatıyordu. Terkettiği memleketinde abisiyle birlikte bahçede yaptıkları şaraplardan özlemle söz ediyordu. Memleket anılarını anlatırken gözleri buğulanıyor, derin bir hasret çektiği anlaşılıyordu.

Yaşı genç olan Selma, hazırlık sürecinde orda olsa da yeme aşamasında bilinmeyen bir nedenle evden ayerılmıştı. Yaşamakta olduğu kampa geç kalmak onun için iyi olmazdı. Mülteci kamplarındaki sıkı kontrol sistemi onların hayatlarını sınırlıyıordu. Sürekli bu kontrol sisteminin sınırları içinde yaşamak zorundaydılar.

Yemeğe en son gelen Klad, yanında kırmızı bir Portekiz şarabı getirmişti. Hüsnü ve Olcay şaraptan ilk tadanlar oldu. Diğerleri alkol içmekte yeterince kararlı değillerdi. “Helal” ve “haram” kavramları üzerine esprili sohbetler sardı mutfağı. Yoksullar için her yerde sınırlar vardı. Ne yapılır, ne yapılmaz sorularını belirleyen kurallar; gelenekler, dinler ve sistemler tarafından belirleniyordu. Bu akşam biraz bu sınırları çiğnemek herkesin üzerinde ortaklaştığı konu oldu. Kentte yılbaşı hazırlıkları vardı. Toplumun diğer kesimleri tatil ve eylence hazırlıkları yapıyorlardı. Onlar bu atmosferin içine dahil olma hissinden uzaklardı.

Hüsnü, “Olcay abi bu gece biraz farklı şeyler yapalım ne dersin, mesela klübe gdelim bu gece.” Olcay, diğer arkadaşlarına göre biraz daha eski bir mülteciydi ve şehirdeki hayatı biraz daha iyi biliyordu. Bu konuda deneyimleri vardı. Hannover şehrinde bir keresinde mülteci kampındaki oda arkadaşıyla birlikte, oda arkadaşının isteği üzerine diskoya gitmeyi denemişlerdi. Diskonun kapısında duran bekçi, Olcay’ın yanındaki siyah arkadaşını içeri almak istememişti. Bekçi Olcay’a ”sen içeri girebilirsin ama bu siyah arkadaşının içeri girmesi yasak” demişti. Bunun üzerine Olcay ve oda arkadaşı üzgün ve kırgın bir şekilde mülteci kampına geri dönmek zorunda kalmışlardı. O gün sabaha kadar Olcay’ın siyah oda arkadaşı çok üzgün ve tepkili ruh haliyle uyuyamamıştı. Olcay’ın oda arkadaşı çok güzel dans ederdi halbuki. Oysa Afrika’ya gelen Avrupalılara yerliler böyle mi davranırlardı. Yerlilerin misafirperliklerini, her insana saygı duyduklarını anlattı sabaha kadar, Olcay’ın oda karkadaşı Avrupa kentlerindeki bu dışlamalara bir türlü anlam veremiyordu.

Olcay’ın oda arkadaşıyla birlikte kaldıkları şehirde, mülteciler; sanki önceden sözleşmiş gibi merkez tren istasyonunun bir köşesinde buluşurlardı. Şehirdeki mülteci kamplarından birini görmek istiyorsan tren istasyonunun yanındaki bu köşeye gittiğinde bulursun onu. Toplumsal ortamlara girmek onlar için kolay olmadığı için köşelerde kendiliğinden buluşma ve dertleşme noktaları oluşuyordu. Toplumsal ortamlara dahil olamamak sadece dil bilmemekle bağlantılı bir durum değildi. Renk farklılığı ve sosyal sınıf farklılığı bu ayrışmada belirleyici etkenlerdi. Olcay, bu tablo üzerine bir şiir kaleme almıştı. Şiirinin ismi “Hariçten” di. Olcay, kendisi gibi toplumun ezilen sınıflarından insanlarla bir arada olmaktan hoşnutluk duyuyordu. Bu tür ortamları gözlemlemeyi seviyordu. İltica ettiğinden beri evlerde kalmayı tercih etmemiş, kendisi gibi mültecilerin kaldığı kamplarda kalmayı tercih etmişti. Böylece bu insanlık dışı koşullara karşı etkili direnişler örgütleme hayali ve çabasıyla geçiriyordu günlerini.

Olcay, tüm bu deneyimlerini Hüsnü’ye ve odada bulunan diğer yeni mülteci arkadaşlarına anlatmaya çalıştı. Ama gene de Hüsnü’nün “bu gece değişik bir şeyler yapalım” önerisini destekledi ve gece macerası böylece başlamış oldu.

Önce “alternatif” olarak bilinen bir cafeye gittiler. Kapıdan içeriye girdiklerinde boş masa bulamadılar. Hüsnü her zaman ki girişkenliğiyle devreye girdi. Yan taraftakilerin yaındaki masa boştu ve etrafında sandalyeler yoktu. Hüsnü iyi bildiği Almancasıyla yan tarafta oturan topluluktan bir kadına; “boş masayı alabilir miyim” diye sordu. Hüsnü; “kann ich der Tisch haben” dedi. Kadın ona cümleyi yanlış kurduğunu söyledi: “Nein falsch, du muss den Tisch sagen nicht den Tisch” diye cevap verdi. Hüsnü cümledeki artikeli doğru kullanamamıştı. Kadına Almanca; “tamam anladık, sen ne dediğimi anladın masaya ihtiyacımız var düzelttiğin için teşekkür ederim” dedi ve masayı öfkeli bir şekilde, güçlü elleriyle arkadaşlarının olduğu yere yerleştirdi. Bir kaç da boş sandalye buldu getirdi. Masaya oturduklarında Almancadaki artikeller üzerine sohbetler ettiler. Cümle kuruşlarında bazı artikelleri Alman olanların bile tam kullanamadıkları üzerine sohbet ettiler.

Klad, başka bir Avrupa ülkesinden gelmişti Almanya’ya. İnşaat işlerinde çalışıyordu, bazen yanında, çalışma hakkı olmayan mültecileri de çalıştırıyordu. Kald ile 1973’te Köln kentinde yaşanan Ford fabrikasındaki işçi direnişi üzerine sahbet ettiler. Bu sahbete sadece Klad ve Olcay iştirak etmişlerdi Misafir işçilerin çalışmış olduğu Ford fabrikası grevi, Almanya basını ve devleti tarafından “terörist grev” olarak ilan edilmişti. Çoğunluğu Türkiyeli olan, onikibin işçi grev yapmışlardı burada. İG Metal sendikası ve Alman işçiler polislerle beraber greve karşı fiziki saldırılar yapmışlardı ve grevin öncülüğünü çeken bir Türkiyeli komünisti olaylar sonrasında sınır dışı etmişlerdi. Bu sohbetten sonra Klad eve gitmek zorunda olduğunu belirtip arkadaşlarıyla vedalaştı ve gitti.

Altarnatif cafede de gene mülteciler öbek öbek bir aradaydılar. Kentin yerlileriyle karışık bir masada oturulmuyordu, bu kendiliğinden oluşan bir durumdu. Diğer masalarda sohbetler ediliyor, kahkahalar atılıyordu. Hüsnü ve arkadaşları cafede bulunan langıt oynadılar biraz. Langırt oynarken de gene tüm oyuncular mülteciydi. Girdikleri ortamlarda hep ayrık duruyorlardı. Bir süre sonra buradan sıkıldılar ve Hüsnü’nün planıyla şehir merkezindeki klüplere gitmek üzere yola çıktılar.

İlk klübe gitme grişimi başarısız olmuştu. Kuyruktan ayrıldıklarında ıssız bir köşeye işediler. İşemek için bir tuvalet yoktu. Birazda klubün önünden kovulmaya bir tepkiyle yapmışlardı bu işeme eylemini. Hüsnü; “ikinci klübe kesin gireceğiz bakın ben şimdi değişik taktikler deneyeceğim” dedi. Caddede umutsuz bir halde yürürlerken Hüsnü, bir kaç kadına; “bize yardımcı olur musunuz, klübe girmek istiyoruz ama bizi almıyorlar, bizim arkadaşımızsınız gibi yanımızda gelin birlikte klübe gidelim sonra siz isterseniz çıkarsınız” demişti ama tüm bu girişimleri “hayır” denilerek geri çevrilmişti.

İkinci klübün giriş kapısından önce geniş bir boşluk alan vardı. Bu alanın etrafı demir parmaklıklarla kapalıydı ve giriş kapısının önündeki uzun kuyruğa ulaşmak için önce demir parmaklıklı kapıdan geçmek gerekirdi. Hüsnü ve arkadaşları demir kapıdan girerek klübe giriş kapısının önündeki kuyruğa doğru yürümeye başladılar. Hızlı adımlarla iki bekçi onlara doğru geldiler ve onları durdular. Bekçilerden biri Çecence konuşuyordu, diğeri de Arapça ve biraz da almanca konuşuyordu. İikisi de uzun sakallıydı ve üzerlerinde bekçilere özel üniforma vardı. Biri diğerine Hüsnülerin söylediklerini tercüme ediyordu. Bekçilerden biri, Hüsnülere neden klübe giremeyeceklerini anlatıyordu. Hüsnü, bekçinin kurduğu Almanca cümleleri düzeltiyordu; “varum oder vuğum” diye söze başlayıp aslında kendisinin bu bekçilerden iyi Almanca konuştuğunu, gayet normal bir insan olduğunu ve neden klübe alınmadığını anlatıyordu. “Bakın siz de Alman değilsiniz, siz de göçmensiniz neden bizi içeri almıyorsunuz” diye bekçileri soru yağmuruna tutuyordu. Klübün önünde bekçilik işin de çalışanlar da göçmendiler ama başka mülteci ve göçmenleri içeri almıyorlardı. Enterasan bir çelişki vardı burda. Bir işte çalışıp patronlara para kazandırıyorsan dil bilmemen, rengin hiç önemli değil ama içeri girmek için bunlar sorundu. Hüsnü ve arkadaşlarıyla bekçiler arasındaki tartışma uzun sürdü. Bekçiler “burayı hemen terketmezseniz polis çağıracağız” diyorlardı. O akşam ikinci deneme de başarısız olmuştu. Geçen yılbaşında Köln kentinde yaşanan olaylar ve Berlin’de bu yıl yaşanan tır olayından sonra mülteci ve göçmenlere karşı tutumlar sertleşmişti.

Hüsnü, iki deneme de de yanlış taktikler uyguladıklarını düşünüyordu. Kendisi dışındakilerin iyi Almanca konuşamadıkları için klübe alınmadıklarını düşünüyordu. Bu sefer kendisinin tek başına içeri girmeyi deneyeceğini söyledi. Olcay, “tamam madem öyle düşünüyorsun dene bakalım biz köşede seni bekliyoruz” dedi. Hüsnü, kendinden emin adımlarla başka bir klübün kapısına doğru yürüdü. Kapının hemen girişinde sivil giyimli bir bekçi vardı. Bekçi, Hüsnü’ye “parsonal ausweis bitte” dedi. Hüsnü, arka cebindeki cuzdanından mavi renkli, mülteciler için verilen kimliği çıkarttı ve bekçiye uzattı. Bekçi “bu geçerli değil, bu kimliğe sahip olanları klübe almıyoruz” diyerek mavi mülteci kimliğini Hüsnü’ye geri uzattı. Hüsnü artık iyice sinirlenmişti. “Ben iyi Almanca konuşabiliyorum, ben Berlinliyim, ben Berlin’de doğdum neden içeri almıyorsunuz beni, benim diğer insanlardan ne eksiğim var” diye başlayan cümlelerle bu dışlanmışlığa isyan ediyordu. Ne var ki üçüncü klüp denemesi de başarısız olmuştu.

Dört arkadaş insan kalabalıkları içinde ama yalnızlık duygularıyla yürüyorlardı. Olcay, başından beri böyle olacağını biliyordu ancak arkadaşlarını engellemedi, görerek, yaşayarak anlamanın daha etkili ve doğru bir metod olduğunu düşünüyordu. İşçi sınıfı içindeki örgütlenme çalışmalarında da bu yöntemi denemişti. İşçileri zenginlerin mekanlarına götürüp, zenginlerle yoksullar arasındaki hayatın farklılıklarını ve nedenlerini onlara göstererek ve hissettirerek anlatmıştı.

Hüssnü ve arkadaşları başarısız klüp macerasından sonra geri dönmeye karar verdiler. Yol boyunca Olcay, “bakın biz mülteciyiz denedik ve gördük diğer insanlarla eşit haklara sahip değiliz” diyordu. Dili iyi bilmek eşitlik için yeterli değil, bu eşitsizliğin ve ırkçılığın daha derin kökleri var. Olcay, arkadaşlarına direniş deneyimlerini anlatıyordu. Altıyüz kilometrelik, Berlin’e kadar yaptıkları özgürlük yürüyüşünü anlattı. Yürüyüşü dolaşım yasağı, mülteci kamplarının kapatılması ve sınırdışıların durdurulmaı talebiyle yapmışlardı. Yürüyüş sırasında, Hüsnü’nün klüp bekçisine gösterdiği mavi renkli ve içinde yasakların yazılı olduğu mülteci kimliklerini yırtarak yabancılar şubesine postalamışladı. Yıllarca süren bu diernişlerinde, mülteci kamplarının izolasyonunu kırıp, işgal ettikleri alanlarda çadırlar kurmuş ve komünal bir hayatı denemişlerdi. Parlemento işgali, siyasi parti merkezlerinin işgali, ev işgalleri, çatı işgalleri ve Avrupa çapında, sınırlara karşı etkili eylemler örgütlemişlerdi.

Olcay; “işte böyle Hüsnücüğüm, mücadele etmeden özgürlüklerimizi kazanamayız. Sadece dil bilmek özgür olmak için yetmiyor görüyorsun. Tarihte ezilen insanların kazandakları haklar zorlu ve uzun mücadelelerle gerçekleşmiştir. Egemen sınıflar kimseye özgürlük bahşetmezler, haklar ve özgürlükler mücadele edilerek elde edilir” diye arkadaşlarına anlatmaya çalışıyordu.

Dört kafadar ilk gittikleri cafeye geri dönmek için metroya bindiler. Hüsnü’nün yan koltuğunda otururan bir kadın metronun içini fotoğrafladı. Hüsnü ona; “neden insanlara sormadan resim çekiyorsun buna hakkın yok” dedi kadına. Kadın “herke özgür ne istersem onu yaparım” diye karşılık verdi. Hüsnü; “peki o zaman ben de senin fotoğrafını çekeyim” dedi. Kadın; “hayır olmaz” dedi. Hüsnü bu duruma çok sinirlenmıştı. Bazı insanlar istediği herşeyi yapıyor, bazı insanlar bunları yapamıyor bu nasıl bir sisitem diye düşünüyordu. Hüsnü uzun bir süre fotoğraf çeken kadınla sinirli ve sesli bir şekilde tartıştı. Metrodaki diğer yolcular da bu tartışmayı şaşkın gözlerle izlediler ve hiç birisi Hüsnü’nün bu eşitsizliğe karşı isyanını desteklemedi. Herkes kendinden menkuldu. Kendilerine zararı olmayan hiç bir haksızlığa toplumun büyük bir çoğunluğu isyan etmiyordu.

Ferit ve Mehmet, ellerindeki bin euroluk telefonlarla ve Almanlar gibi giyinerek, ya da onlar gibi saçlarını şekillendirerek toplumsal hayatın içine dahil olunamayacağını bu denemelerden sonra anlamaya başlamışlardı. Yol boyunca “wir sind penahende” biz mülteciyiz bu nedenle bizi farklı görüyorlar insanlar. “Mülteciler hoşgeldi” gibi çok duydukları sözlerin aslında gerçek yaşamda bir karşılığı yoktu . Bunu yaşayarak görüyorlardı.

Yılbaşı arefesinde insanlar akrabalarını ziyarete gidiyorlar, tatile gidiyorlar, partiler, eylenceler düzenliyorlar. Mültecilerin ise bu olanakları ve seçenekleri yok. Onlar da birbirleriyle evlerde buluşup memleket yemekleri yapıyor ve sohbetler ederek yılbaşını geçirmeye çalışıyorlardı. Hüsnü ve arkadaşları gene şanslı sayılırdı. Mültecilerin bsüyük çoğunluğu uzun yıllar, şehirden uzak, ormanların içine kurulmuş mülteci kamplarından dışarı çıkma, toplumla ilişki kurma şansına sahip değiller. Toplumla bağ kurmak bile mücadele ile olur. Hüsnü ve arkadaşlaranın bazı cafelere gidiyor olabilmesi bile gerçekleştirdikleri mücadelenin sonucunda olmuştur. Bazı cafeler direnen mültecilerle ilgili dayanışma etkinlikleri düzenliyorlardı.

Hüsnü ve arkadaşları bazı günlerde dernek ya da cafelerde buluşup birlikte değişik ülkelerin yemeklerinden yapıyorlar, çay yapıyorlar, film gösterimi ve seminerler düzenliyorlar. Değişik dillerde gazete çıkartarak yeni gelen mültecilere Olcayların direniş deneyimini aktarmaya çalışıyorlar.

Ertesi gün gene bir arkadaşlarının evinde buluşup yemek yaptılar. İnternetten mülteci ve göçmenlerin sorunları üzerine yapılmış müzik ve tiyatroları izlediler. Ancak Ferit bugün hiç keyifli değildi. Öğrendiler ki Ferit dün bir mektup almış ve hakkında sınırdışı kararı verilmiş. Hemen kafa kafaya verip bir yandan Ferit’i teselli ederken bir yandan da karara itiraz hakkını kullanmak için avukatla görüşme ayarladılar. Mektubu Ferit’e tercüme ettiler. Daha önce birçok sınırdışı işlemini mücadele ederek durdurmuşlardı. Hatta Klad onlara, sınırdışı edilmek üzere uçağa bindirilen bir mülteciyi uçağı işgal ederek nasıl durdurduklarını anlatmıştı. Ferit şimdi daha umutluydu. Haksızlıklara karşı mücadele edilmeliydi. İzolasyon, dışlanmışlık ve eşitsizlik ancak böyle kırılabilirdi. Mülteciler avrupaya keyiflerinden gelmiyorlar. Yaşadıkları coğrafyalarda süren savaş ve çatışmaların nedeni işte bu egemen kapitalist devletlerdi.

Buluşmalar devam ettikçe Hüsnü ve arkadaşlarının sohbet konuşmaları daha bir politik içerik kazanıyordu. Artık esprilerinde kapitalizm, savaş, sömürü gibi kelimeler daha sık duyulur olmuştu.

Aralık 2016

Turgay Ulu

Berlin

Information-Comic “Stop Deportation” is out now!

The stop deportation info comic is finished, translated, and ready to spread.

You can find it in Arabic, English, Farsi, French, German, Romanes, Serbo-Croatian, Spanish and Turkish here: http://oplatz.net/stop-deportation

The comic contains useful and important information for people under threat of deportation, but also for people supporting them. Spread it and share the link in your social networks!

Anyone can print and distribute copies anywhere in Germany. It would be cool if all local initiatives could organize the printing and distribution in their areas.  You can download the files for printing. For those in Berlin, we have hard copies already printed. If you have some capacity to distribute in Berlin, please contact us.

Enjoy reading!

MAY 1st IS OUR PUBLIC HOLIDAY OF RESISTANCE

1. Mai Turgay Uluenglisch & german below

1 MAYIS MÜCADELE GÜNÜMÜZ
1856 yılında Avustralya’da işçiler, günlük çalışma saatlerinin 8 saate düşürülmesi için eylemler yaptılar. Bir günlük iş bırakma eylemi yaptılar. Eyleme katılım büyük oldu.
1886 yılında Amerikan Emek Federasyonu, günlük 8 saatlik çalışma süresinin 1 Mayıs 1886 yılı itibariyle yasalaştırılması önerisini kabul etti. Chicago’da siyah, beyaz tüm renkten işçiler, çalışma saatlerinin düşürülmesi talebiyle yürüyüşe geçtiler. O zamanlar Luizvil meydanı siyahlara kapalıydı. İşçiler birleşerek tüm bu yasakları kırdılar.
Haymerket’te yapılan eyleme polis saldırdı. Çatışmalar yaşandı. Direnişe önderlik eden 4 işçi idam edilerek öldürüldüler. İşçi önderlerinden Albert Persons, af dilemesi karşılığında serbest bırakılması önerisini kabul etmedi. Burjuvazi karşısında eğilmedi.
İşçilerin ve emekçilerin direnerek kazandıkları 1 Mayıs, İkinci Enternasyonal’e bir Fransız işçinin yaptığı öneriyle dünya emekçilerinin birlik, dayanışma ve mücadele günü olarak yüzyıllardan beri anılmaya devam ediyor.
Günümüzde de işçiler sömürülüyor. Dünyada azınlık bir nüfusu oluşturan burjuvazi lüks bir hayat yaşarken, milyonlarca işçi, işsiz ve mülteciler insanca yaşam koşullarından uzak bir şekilde yaşıyorlar.
İşçilerin ve emekçilerin ürettikleri değerlerle silah ticareti yapıyorlar. Haksız savaşlarda gene dünyanın yoksulları öldürülüyor. Enerji kaynaklarını ele geçirmek için yerli halklar mülteci ve göçmen olmaya zorlanıyor. Mülteciler, saatte 1 euroluk işlerde çalıştırılarak sömürülüyorlar. Resedenspflich, lager ve abschubung uygulamalarıyla mülteciler tam bir izolasyon hayatı yaşamaya mahkum ediliyor. Ev kiralarına her ay yüksek miktarda zamlar yapılarak yoksullar sokağa itiliyorlar.
Günlük fazla çalışma sürelerinin düşürülmesi, işçilerin ve emekçilerin direnişleriyle başarıldı. Günümüzde teknoloji gelişmiştir. İnsanların aşırı çalışmasına ihtiyaç yoktur. Ancak burjuvazi sömürüye doymuyor. Dünyadaki işçi, işsiz ve yoksullar hala çalışmaktan başka bir hayat sürdüremiyorlar. Büyük insanlığın kültürel ihtiyaçlarını, seheyat özgürlüğünü, sağlık, barınma, beslenme gibi temel haklarını kullanma şansı yoktur.
Kapitalizm; sürekli boyun eğen, isyan etmeyen, sadece çalışıp artı değer üreten ve sadece alış veriş yapan bir insanlık istiyor. Bizler bu hayat tarzını kabul etmiyoruz. Eşit, özgür ve insanca bir hayat yaşamak istiyoruz. Ancak, özgürlüğün bize hediye edilmeyeceğini de biliyoruz.
Kapitalist sömürü sistemi ekonomik krizden kurtulamıyor. Avrupa’da kriz derinleştikçe ırkçı politikalar geliştiriliyor. Kriz dönemlerinde, hayatları ilk cehenneme çevrilenler; işçi, işsiz, mülteci ve göçmenler oluyor.
1 Mayıs, hayatlarımızı izolasyona mahkum eden burjuvaziye karşı, savaşa karşı, cins ayrımcılığına karşı isyan etmenin, sokağa çıkmanın günüdür. Dünyanın tüm işçi, işsiz ve mültecileri birleşerek sokağa çıktığında özgürlüklerimiz için zaferler kazanabiliriz.
Ömür boyu çalışarak, sömürülerek yaşamak istemiyoruz. Çalınan emeklerimizin, kapitalizm tarafından kirletilen doğanın geri verilmesini istiyoruz. Kapitalist devletlerin her yeri kameralarla donatarak bizi sürekli gözetim ve denetim altında tutmasını istemiyoruz.
Kapitalist izolasyon sistemine karşı bir yıldır sokaklarda özgürlük mücadelesi veriyoruz. Her türlü eylem yöntemini kullanarak, sömürü ve ırkçılığa karşı, savaşa karşı mücadele ediyoruz. 1 Mayıs birlik, dayanışma ve mücadele gününde de sokaklarda olacağız.
YAŞASIN İNSANLAŞMA VE ORTAKLAŞMA MÜCADELEMİZ
Devrimci Mülteci Hareketi

MAY 1st IS OUR PUBLIC HOLIDAY OF RESISTANCE
In 1856, Australian workers organized political actions to reduce the daily working hours to 8. They were on strike for a whole day. Many people participated in these actions. In 1886, the American Federation of Labor accepted the proposal to reduce the daily working hours to 8 by law, starting on May 1st 1886. In Chicago, Black and white workers demonstrated together
to reduce the working hours. At this time, Blacks were not allowed to enter Louisville Place. However, the works united and violated these laws. The police attacked the assembly of workers at Haymarket, leading to violent confrontations. 4 leaders of the protest were subsequently hanged. One of the leading figures, Albert Persons, refused the offer to be set free in exchange for a public apology. He did not bow to the bourgeoisie. May 1st represents the day when workers achieved a success by their resistance. It has been celebrated as a day of the international workers coalition, of solidarity and of resistance since a proposal of a French worker at the 2. International more than 100 years ago. However, workers are still being exploited today. Whereas a minority can live a bourgeois, luxurious live, millions of workers, unemployed and refugees live far away from humane
conditions. The products of their hard labour are instrumentalized by arms trading actors, nourishing illegitimate wars which again kill the poor of the world. Whole societies are forced to flee or migrate in order to to access resources. Refugees are exploited in minimally paid jobs (so called 1-Euro-Jobs). State practices like Residenzpflicht, camps and deportations make them live in complete isolation. Due to rising rents on a monthly basis, the poor are displaced from their homes. The reduction of the daily working hour has to be seen as a result of the workers’ resistance. Today, the high degree of technology makes hard work unnecessary. Seemingly, the bourgeoisie has not profited enough from exploitation. In the whole world, workers, unemployed and poor cannot yet live a life apart from wagework. A majority of the people does not possess the opportunity to live basic human rights for cultural needs, freedom of movement, health, or accommodation. Capitalism is still being based on people who constantly comply, who do not rebel, who work, produce a surplus and consume. We do not accept this way of living. We demand an equal, free and humane existence. But we are conscient that this freedom will not be given for free.
The capitalist system of exploitation cannot flee the economic crisis. The deeper the crisis gets, the more racism will become state politics. It is always the life of workers, unemployed, refugees and migrants which are turned into hell during crises.
The 1st of May is our day to rebel against the bourgeoisie, who convicts us of life in isolation; against war; against sexism. It is our day to protest on the streets. Only if all workers, unemployed and refugees unitedly take the streets, we can attain our freedom. We do not want exploitation and a life absorbed with work. We want to take back the organization and products of our work and to liberate our minds poisoned by capitalism. We do not want the capitalist nation-states to control us at every pace.
Since one year, we fight on the streets for our liberty and against the capitalist system of isolation. We protest with different political actions against exploitation, racism and war. Accordingly, we will be on the streets the 1st of May – the day of workers’ coalition, solidarity and resistance!

LONG LIVE OUR RESISTANCE FOR HUMAN DIGNITY AND SOLIDARITY
The Revolutionary Refugee Movement

DER 1. MAI IST UNSER TAG DES WIDERSTANDS
1856 organisierten Arbeiter_innen in Australien politische Aktionen, um die tägliche Arbeitszeit auf acht Stunden zu reduzieren. Sie streikten einen ganzen Tag. Viele Menschen beteiligten sich an den Aktionen. 1886 stimmte die Amerikanische Arbeiter-Föderation (American Federation of Labor) dem Vorschlag zu, die tägliche Arbeitszeit von acht Stunden per Gesetz ab dem 1. Mai 1886 geltend zu machen. In Chicago demonstrierten schwarze und weiße Arbeiter_innen gemeinsam mit der Forderung nach Reduzierung der Arbeitszeiten. Damals war es den Schwarzen nicht erlaubt den Louisville Platz zu betreten. Doch die Arbeiter_innen vereinigten sich und brachen all diese Gesetze. Die Polizei griff die Arbeiter_innenversammlung auf dem Haymarket an. Es kam zu gewalttätigen Auseinandersetzungen. Vier Arbeiter, die den Protest anführten, wurden erhängt. Albert Persons, eine zentrale Figur für den Arbeiter_Innenprotest, lehnte das Angebot ab, für eine öffentliche Entschuldigung freigelassen zu werden. Er beugte sich nicht vor der Bourgeoisie. An den 1. Mai, an dem die Arbeiter_innen und Werktätigen durch ihren Widerstand gewannen, wird aufgrund des Vorschlags eines französischen Arbeiters auf der 2. Internationalen seit Jahrhunderten als ein Tag der internationalen Arbeiter_innenvereinigung, der Solidarität und des Widerstands in erinnert.
Heute werden Arbeiter_innen ausgebeutet. Während weltweit eine Minderheit ein bourgeoises, luxuriöses Leben führen, leben Millionen von Arbeiter_innen, Arbeitslosen und Flüchtlingen fern von menschenwürdigen Konditionen. Mit den von den Arbeiter_innen und Werktätigen produzierten Gütern, wird Waffenhandel betrieben. In den unrechtmäßigen Kriegen werden wieder die Armen dieser Welt getötet. Ganze Bevölkerungen werden zur Migration und Flucht gezwungen, um an deren
Energieressourcen zu gelangen. Flüchtlinge werden mit Ein-Euro-Jobs ausgebeutet. Sie werden durch Praktiken wie die Residenzpflicht, Lager und Abschiebungen verurteilt, ein Leben in völliger Isolation zu führen. Die Armen werden wegen den monatlich steigenden Mieterhöhungen auf die Straße gesetzt.
Die Reduzierung der täglichen Arbeitszeit wurde durch den Widerstand der Arbeiter_innen und der Werktätigen erzwungen. Heute ist die Technologie hochentwickelt. Es gibt keine Notwendigkeit für die Menschen hart arbeiten zu müssen. Doch die Bourgeoisie ist noch nicht satt geworden von der Ausbeutung. Weltweit können Arbeiter_innen, Arbeitslose und Arme kein anderes Leben als für Arbeit führen. Ein Großteil der Menschheit hat nicht die Möglichkeit Grundrechte wie kulturelle Bedürfnisse, Reisefreiheit, Gesundheit, Unterkunft zu verwirklichen.
Der Kapitalismus wünscht sich eine Menschheit, die sich ständig unterwirft, nicht rebelliert, arbeitet, einen Mehrwert produziert und nur konsumiert. Wir akzeptieren diese Lebensweise nicht. Wir verlangen ein gleichberechtigtes, freies und menschenwürdiges Dasein. Aber wir sind uns auch bewusst, dass uns die Freiheit nicht geschenkt wird. Das kapitalistische System der Ausbeutung kann sich nicht vor der ökonomischen Krise retten. Umso tiefer die Krise, desto mehr wird rassistische Politik verbreitet. Während den Krisen sind es die Leben der Arbeiter_innen, der Arbeitslosen, der Flüchtlinge und der
Migrant_innen, die zur Hölle werden.
Der 1. Mai ist der Tag, an dem wir gegen die Bourgeoisie, die uns zu einem Leben in Isolation verurteilt hat, gegen Krieg, gegen Sexismus rebellieren, ein Tag an dem wir auf die Straße gehen. Nur wenn alle Arbeiter_innen, Arbeitslose und Flüchtlinge dieser Welt vereinigt auf die Straße gehen, können wir unsere Freiheit gewinnen. Wir wollen nicht lebenslang Arbeiten und auch keine Ausbeutung. Wir verlangen unsere Arbeit und die vom Kapitalismus beschmutzte Natur zurück. Wir möchten nicht, dass die kapitalistischen Staaten uns jederzeit und überall mit ihren installierten Kameras überwachen und kontrollieren.
Wir protestieren seit einem Jahr auf den Straßen für unsere Freiheit und gegen das kapitalistische Isolationssystem. Wir protestieren mit unterschiedlichen politischen Aktionen gegen Ausbeutung, Rassismus und Krieg. Wir werden auch am 1. Mai, dem Tag der Vereinigung, der Solidarität und des Widerstands, auf die Straße gehen.

ES LEBE UNSER WIDERSTAND FÜR DIE MENSCHENWÜRDE UND SOLIDARITÄT

Die Revolutionäre Flüchtlingsbewegung

Demo against Asylum Law Package II on Feb 16th

deutsch unten – francais en bas – TürkSrpskohrvatski – اردو – العربية

Gegen Asylrechtsverschärfungen!

No to even tighter laws! Yes to solidarity! Photo: Yusuf Beyazit

16th February 2016 at 6pm
start at LaGeSo (Turmstraße 21, 10559 Berlin) to Bundestag

In the next days the parliament will vote on a new law. This racist law is directed aggressively against refugees.

They Asylum Package II includes:
• “Special reception camps” for people from “secure” countries of origin, or people who are accused to have destroyed their documents, will be opened. In these camps the asylum procedure should be completed in three weeks with the aim to deport people faster.
• People coming from a country where there is war and who have the status of ‘Subsidiary Protection’ shall not be allowed to bring their family from abroad during the first two years of their stay.
• Deportations of people who are sick will be easier. Illnesses that people had already before they came to Germany will not be an obstacle to deportations anymore.
• Algeria, Tunesia and Marokko shall be declared as secure countries of origin in order to deport people more easily.

This Asylum Package II is an act of isolationist politics and division!
Let us not be played off against each other! Let’s get on the streets and be loud against these racist laws, against the violence of camp security and against the Lagers!

For the right to stay and the right to family for everyone!

Solidarity is: resistance!!


supporting groups:

African Refugees Union – International Women Space – Medibüro Berlin – Moabit hilft! – Weise-Kiez-Initiative – Bündnis für bedingungsloses Bleiberecht – Bündnis gegen Rassismus – My Right Is Your Right – Lager Mobilisation Group – Hände weg vom Wedding

Facebook

MÜLTECİLERE KARŞI SAVAŞ/ The War Against Refugees

Turgay Ulu Statement

Turgay Ulu – Illustration: Benjamin Bertram

Hypocritical policies have been made over the image of the Kurdish child – -photographed like lying on the beach. He died trying to escape the war and massacre in Kobane. The governments, who caused people to flee the countries where they had lived, have started a competition over how humanist they are by crying over him. Germany, the leader of the EU countries, was on the front line as the leading actor of this “humanitarian theatre.”

The Refugee Conference

Our three days long refugee conference came to an end. The most important aspect of this conference was that from beginning to end, all its planning and organization were all under the initiative of refugees. Compared to our previous conference, the number of refugees in the total number of participants was significantly higher. However the number of participants of the conference in general was lower than what we expected. Many speakers also asked “why the participation to the conference is low”.

Already one of the aims of our conference was our movement to pull itself together, breathe and gain dynamism again. In fact the low attendance to the conference is not a thing that cannot be understood. The state wants to suppress our movement. Yet they could not manage to completely liquidate our movement however by dividing our power, they made it a bit disorganized.

Next Page »